25 Mart 2012 Pazar

Arşiv Belgeleri Işığında Ashab-ı Kehf ve Prof. Dr. Ahmet Akgündüz

Arşiv Belgeleri Işığında Ashab-ı Kehf ve Prof. Dr. Ahmet Akgündüz

 









      Mehmet başar   25.03.2012


Tarsus Ticaret ve Sanayi Odası 1993 yılında Yönetim Başkanlığını Teoman Sungur yapmaktaydı. Teoman Sungur,  Prof. Dr. Ahmet Akgündüz’ e Tarsus ve Ashab-Kehf üzerine bir kitap çalışması teklifi yapar.
Prof. Dr. Ahmet Akgündüz ve Öğr. Gör. Yaşar Baş, Öğr. Gör. Rahmi Tekin, Arş. Gör. Osman Kaşıkçı’nın “Arşiv Belgeleri Işığında Tarsus Tarihi ve Ashab-ı Kehfkitap çalışmasını yaparlar. Geçtiğimiz hafta yayına koyduğumuz Kitabın tanıtım toplantısında, Ahmet Akgündüz’ün, “150 milyon Osmanlı arşiv belgesi ve Hadis kaynaklarına dayanarak Ashab-ı Kehf hadisesinin %90 ihtimalle Tarsus’ta yaşandığını “ açıklamasında yer almıştı.

Kitap Tarsus Ticaret ve Sanayi Odasında olmasından dolayı Okuyucuların çoğunun faydalanması elbette zordur. Bu neden ile Hakkında Kuranda adına Sure tahsis edilen Mağara arkadaş’larının bilgi ve belgelerini kıymetli okuyucularımızın faydalanması ve o mübarek insanların imanlarının gereği olarak nelere katlandıklarını, Katlanmalarını sadece Tek olan Yüce Allah (c.c) imandan başka bir şey olmadığını hayat hikâyelerinde göstermişlerdir. İstedim ki okuyucularımız bu İmanları yolunda çektikleri çile yi bilmeyenlerin bilmesini, hemde işin istismarlarını yapanlardan değilde, Uzman kadroların 150 milyon belgeden süzerek kitap haline getirdikleri, ‘Arşiv Belgeleri Işığında Tarsus Tarihi ve Ashab-ı Kehf ‘ isimli eserin istifadelere ehil olanların kaleminden sunmuşlardır.

Ashab-ı Kehf  ( mağara arkadaşları) Nerede ?, başlığında her hafta Cuma günlerinde 1-2-3-4-5 hafta devam etti. Ellerimizde bulunan konu üzerine belgeleri yine Cuma günlerine has olarak Geçtiğimiz haftadan itibaren başladık. Birinci olarak önce Kitabın tanıtım konuşmasını Prof. Dr. Ahmet Akgündüz’ün dilinden yayınlanan haberi köşemize alarak başladık. Bundan sonra ise Tam ismi ile, ‘Arşiv Belgeleri Işığında Tarsus Tarihi ve Ashab-ı Kehf ‘ kitabında konusu işlenen bölümün köşemizde misafir ederek yayınlayalım. Rabbimden dileğim Ashab-ı Kehf (mağara arkadaşları) nın o güzelim örnek hayatlarından ders çıkarılmasını sağlayalım.
Bu vesile ile değerli eseri meydana gelmesi için emekleri olanlara ayrı ayrı teşekkür ederim. Ve köşemde yayınlanmasının müsaadesini veren Tarsus ticaret ve sanayi Odası Başkanı Mehmet Karagözlü’ye teşekkürü borç bilirim.
*
Arşiv Belgeleri Işığında Ashab-ı Kehf. Prof. Dr. Ahmet Akgündüz ve Öğr. Gör. Yaşar Baş, Öğr. Gör. Rahmi Tekin, Arş. Gör. Osman Kaşıkçı “…
1- GENEL OLARAK
Her milletin tarihinde maddî ve manevî kahramanları vardır. Bazan insanlar geçmişleri ile iftihar etmek için uydururlar bu kahramanları. Bazan da var olan kahramanları mübalağalarla büyütürler. Bunların yanında gerçek çehreleri gün yüzüne çıkmamış veya eksik ve yanlış çıkmış olanları da mevcuttur. İşte eksik ve yanlış tanıtılan maddî ve manevî kahramanları gerçek çehreleri ile ortaya çıkarmak, tarihî bir vazife olsa gerektir.
İmanla küfrün mücadelesi tarih boyunca devam etmiştir. Zaten insanları yücelten de bu mücadelede verdikleri kahramanlık destanlarıdır. İşte burada inceleyeceğimiz olay da, tarihte eşine rastlanmamış bir kahramanlık destanıdır. Ancak bu, sıradan bir kahramanlık destanı olmayıp, tarih boyunca insanların zihinlerini meşgul etmiş soruların Kur’an tarafından bir kahve içme rahatlığı içinde hallediliş destanıdır. Ashab-ı Kehf gibi tarihî - gaybî bir soru ile Hz. Peygamber’e galebe etmeye kalkışanlara karşı, verilen tarihî bir cevabın ve küfür karşısında ilimle verilen bir mücadelenin destanıdır. Genç yiğitlerin, batıl karşısında hakkı haykırışlarının destanıdır. İki ilahî dinin tarihî kesişme noktalarının ender yerlerinden birini teşkil eden bir “mukaddes belde” destanıdır.
Ayrıca Ashâb-ı Kehf in isimleri halkımız arasında kutsal isimler olarak bilinmektedir. Her ne kadar isimleri Kur’an’da zikredilmese dahi, hikâye ve sayılarından uzun uzadıya bahsedilmektedir. Ayrıca o gençlerin birer iman abidesi, faziletli, küfre karşı boyun eğmeyen kimseler olduğu bilinmektedir. Bu nedenle bu faziletli kulların isimlerinin ezbere bilinmesinin faziletine inanılmaktadır. En azından dine saygı ve hürmetin ifadesi kabul edilmektedir. Ayrıca halk arasında bu gençlerin isimlerini ezbere bilenleri köpek ısırmayacağı, bu isimler yazılı bir kâğıt halinde yangına atılırsa yangının söneceği, isimler yazılı kâğıt ağlayan bebeğin yastığının altına konulursa ağlamasının duracağı, doğumda sancı çeken kadının uyluğuna isim yazılı kâğıt bağlanırsa doğumun ağrısız olacağı gibi inançlar vardır. (1)
İki ilahi dinin yani Hıristiyanlık ve İslâmiyet’in bu konuya vermiş oldukları önem açısından konuyu Hıristiyanlıkta ve İslâm’da Ashâb-ı Kehf diye ikiye ayırarak incelemek daha yararlı olacaktır. “ …

Not: kaynakları yer sorunumuzdan dolayı alamıyorum.

24 Mart 2012 Cumartesi

DİĞER ÖNEMLİ HUSUS ve son bölüm ….Ashab-ı Kehf ( mağara arkadaşları) Nerede ?-5

Ashab-ı Kehf  ( mağara arkadaşları) Nerede ?-5


DİĞER ÖNEMLİ HUSUS ve son bölüm …. (1)







Abdurrezak Öz Hoca efendinin araştırması bu son bölümle tamamlanmaktadır. İnşallah gelecek haftadan itibaren yine belgelere dayanan açıklamaları ehil kalemlerden sunmaya devam edeceğiz. Bu seri yazılarımızdan dolayı işi tartışmaya getirmek olmadığı, Sadece kaybolan değerlerimizin Ehil kalemlerin ortaya koydukları güzellikleri ortaya koymak ve Kafalarda yer almış Kuran da Adına Sure tahsis edilmiş bu alacağımız nice ders lerin olduğu, Gerçekten de onların kıssalarında üstün akıllılar için bir ibret vardır.(Yusuf suresi- ayet-111) ayetinde olduğu gibi bizlerinde bu gibi önemli olduğuna inandığımız Kıssadan ders’ler çıkarılması için kısa da olsa ehil kalemlerden Bu mübarek İnsanları anlatan izahatlardan ve her zaman tartışma konusu yapılan, Ashab-ı Kehf  ( mağara arkadaşları) nın nerede vuku bulduğu üzerinde yapılan spekülasyon lardan kurtarılarak ortaya getirilmesi gerektiği için bu seri yazımızı yayına koyduk.
İnşallah bu yazı serimiz içerisinde Kesin şurada denilmeden, Kuvvetli ihtimal olmasının ötesine yer vermemeye çalışmaktayız. Kuran da ve hadisi şeriflerde nerede olduğu üzerine bir ayet nede bir hadis ile belirtilmeyen yeri bizim burada veya şuradadır demek lüksümüzün olmadığı bilinmelidir.
Burada yalnız sadece üzerinde durduğumuz genelde Kuran Tefsiri ve İslam tarihi eserlerinde yer olarak çoğunlukta Tarsus olduğu söylenmesine rağmen kimse buna kesin dememekteler. Sadece denilen mevcut delillerin yönü Tarsus olduğu üzerinedir. İleriki yazılarımız da gelecektir inşallah, Söz sahibi değerli Âlimlerimizin açıklamalarından da görüleceği gibi herkes Allah u âlem ( Allah c.c daha iyi bilir) diyerek nokta koymaktadırlar.
Biz şimdi Abdurrezak Öz hocamızın araştırma açıklamasını ayet ve fiziki tespitleri ile olan konumuzun son bölümünü okuyalım.
*
“ Ashab-ı Kehf in mağaraya gizlenmelerini anlatan ayeti-kerimeyi, Elmalı(Merhum) şöyle açıklar: 0 halde mağaraya yataklanın...” (Me’va): konaklanacak yer demektir. Aynı kelimenin şeklinde olanında: Sığınacak, iltica edilecek mekân-yer- demektir. Evine girene (Ava ila menzilihi) evine ( ava) etti. Girdi- denir.
Şu duruma göre mağaraya benzer hiçbir tarafı bulunmayan, bir yamacın yüzündeki kayanın altına mağara denemez. Böyle bir yer, aranan insanları gizleyecek bir yer olarak ta kullanılamaz.

Ayette (KEHF), mağara olarak bildirilen yerin mağara olma Vasfi bulunması lazımdır. Geniş bir mağara olmayı gerektiren diğer bir husus: Aslında Ashabı-rakim, sahih hadislerle bilindirildiği üzere yağmurdan korunmak için kayanın altına sığınan üç arkadaşın vakalarıdır. Ama rakimin bir anlamı da yazı anlamında olarak, Ashab-ı Kehf’in mağaraların azını, orada ölsünler diye zalim melik kapattırırken, iyi niyetli zat gizlice Ashab-ı Kehf’in isimlerini başlarına gelenleri bakır bir levhaya yazarak mağaranın içerisine koymuş ki, ilerde insanların bunlardan haberleri olsun diye rivayet olunuyor.
Böyle yamaçtaki bir kayanın yüzünden başka bir şey olmayan bir yere herhangi bir şey nasıl saklanacak? Baş tarafta bu ayetin açıklamasında geçtiği üzere Celaleyh sabah ve akşam için faydalanma diye tefsir etmiştir ki; ev gibi sabah akşam yatıp kalkmada kullanma, faydalanma manasındadır.

Afşin Ashab-ı Kehf in mağarası diye kesin olarak iddia ettikleri yer, yamaçta bir kayanın yüzüdür. Mağara dedikleri bu kayanın önündeki mescidi yapıyı, sonradan kemer gibi üzeri örülerek kapatılan kısmı yok kabul edin, yamaçta bir kayadan başka bir şey değildir. Böyle bir kayanın dibinde yedi kişi görülmeyecek şekilde nasıl saklanabilir.

Ashab-ı Kehf e ait mağaranın yerini tespitte, Ayeti Kerimelerin tarifinden çıkan bu şekiller en önemli belgelerdir. Bunların biri bulunmayıp, diğerleri bulunmuş olsa dahi, o yerin Ashab-ı Kehf e ait oduğu söylenemez.
Ashab-ı Kehf’e ait mağara hakkında kimi tarihçiler Amman da, kimi Şamda, kimi Endülüs’te, kimide daha başka yerde olduğunu söyleyenler olmuştur. Ancak Rum diyarında diyenler çoğunluktadır. Bu yörede de en çok Tarsus üzerinde durulmuşlardır, Kur’anın tarife noksansız uyduğu için buradaki mağara olduğu kanaatine varmışlardır.
Ayette mağara geniş bir şekilde tarif edilmiştir. Ama şu zamanda şu ülkede denilmemiştir. Bu mağarayı ne Tarsus ne Afşin nede hiçbir yer için yüzde yüz kesin olarak şuradır demek büyük hata olur.
Tarsus üzerinde bir kanaat olmak üzere durulmuş olması da, ayetlerdeki tariflerin tamamı buradaki mağarada bulunması dolayısıyla, Ashab-ı Kehf’e ait mağara burada olduğu kanaatine varmışlardır.
Ekseri müfessirlerin bu ayetlerin tarifine göre Tarsus demişler. (Buda katiyet ifade etmez) Allahın bildirdiği bir şeyi hiç kimsenin kesin olarak bilmesi mümkün değildir. Ashab-ı Kehf ile ilgili Sayın Prof. Dr. Faruk SÜMER imzasıyla yazılmış olan eserde, Efsun Afşin olarak kabul ediyor ve Afşin de bulunan bir takım tarihi bina, laht v.s’lerin bulunması da delil olarak gösteriliyor. Ashab-ı Kehf hadisesi kuranda haber verilen, mağarası da geniş bir şekil de tarif olunan bir yerdir. Mağarada aranacak olan Kur’anın tarifi bulunup bulunmadığıdır. Bunun dışında bazı eski bina, mezar, laht, kilise bulunması, Ashab-ı Kehf in yerini açıklar. “
*
Âlim, Hafız Emekli İmam hatip Abdurrezak Öz hocamızdan Allah razı olsun. Çok teşekkür ederim. Allah (c.c) razı olsun ve hizmetini daim eylesin.
Gelecek haftadan itibaren Ashab-ı Kehf  ( mağara arkadaşları) Nerede ? başlığında konumuz ehil kalemlerin çalışmaları ile  yayınına devam edecektir inşallah ….

(1) devam edecektir..

Mehmet başar  24.03.2012   mbasar71@mynet.com      05355167740

23 Mart 2012 Cuma

“ Kuran’ın tarifine göre, Ashab-ı Kehf’e ait Mağara Bulunması Lazım Gelen Şekiller. 2 ”…

Ashab-ı Kehf  ( mağara arkadaşları) Nerede ?-4


“ Kuran’ın tarifine göre, Ashab-ı Kehf’e ait Mağara Bulunması Lazım Gelen Şekiller. 2 ”…


Emekli İmam hatip Abdurrezak Öz hocamız konunun daha iyi anlaşılması için, “Ashab-ı Kehf’e ait mağarada aranacak delil, ayetin tarifine uyup uymamasıdır. “ başlığında yayınlanan açıklamasının devamında,“ Kuran’ın tarifine göre, Ashab-ı Kehf’e ait Mağara Bulunması Lazım Gelen Şekiller.”  Üzerinde de durarak Fenni İlimlerle de gösterilen şekilleri desteklemesini ölçüm ile yaptığı geometrik ispatına da yer vererek olayın en yatkın olmasını geçtiğimiz hafta üzerinde durduğu, “ Kuran’ın tarifine göre, Ashab-ı Kehf’e ait Mağara Bulunması Lazım Gelen Şekiller. 2  olarak konumuza kaldığımız bölümden devam ediyoruz.
MAĞARA ÜSTÜNDEN GÖRÜNÜŞÜ DÜR.

*
“ Yine okyanus ta:” BEHAT-I HA’Ş, yörüngede iki surettedir. Banat’ı na’şi- Kübra dır ki, kuzey kutup semtinde büyük ayı şeklinde yerleşmiş yedi yıldızdan ibarettir. Türkçede: Yediger- yedi kardeşler- denir…. Şeklinde geniş açıklama demirinin tarifi, mağaranın üst kısmında yedi kardeşler” denen yıldızlar görünecek şekilde kuzeye doğru eğik bir açıklık bulunduğunu göstermektedir. Böyle olmasaydı, güneş batıya eğildiği zaman içerine güneş ışınlarının, vuruş yerlerinde makaslama şekli meydana gelmezdi.

7.Şu halde: mağarada giriş yerinden başka, üst kısmında hava alacak ve sema boşluğu, iç kısımdan bakıldığı zaman görünebilecek bir açıklık, bulunması lazımdır.
8. bu (FECVE) denen, üstü açık bir yerin şarttır ki, ayete tarif edilen, TAKRİD yani: güneşin mağaraya vuruş şekli meydana gelebilsin. Buna göre: mağaraya, ikindi vakti ( güneş gruba başladığında), mağaraya giriş yeri ile FECVE nin üstündeki açık kısmında güneş girecek, giren bu iki güneş şua’sı makas şeklinde ( şemalarda görüldüğü gibi) kesişerek mağaranın içine vurmuş olacak.
Ayrıca, sabah güneş doğuşu ile mağaranın ağız kısmına vurduğu yerde ikindi vakti vurduğu yerin vuruş açısı alındığında da, makaslama şekli olmalıdır. Buda bir TAKRID şekli sayılır.
Mağaraya vuran güneşin ayrı ayrı iki yerden girdiğini gösteren ve FECVE ye dışarıdan bir giriş yeri olduğunu (VESİD) kelimesi göstermektedir. Şöyle ki: ( Kehf suresi. Ayet: 1 8’de )” ve onların köpekleri de ağızlarında, girişte, dirseklerini döşemiş haldedir.”
Bu kelime gösteriyor ki, FECVE adı verilen kısma ayrıca dışarıdan bir giriş kısmı var, köpek bu giriş kısmında ağzında dirseklerini yere döşemiş olarak bulunduğu bildiriliyor. Meşhur Muhit’i- okyanus.

VESİD’İ şöyle açıklar: (El Vesid) Se’id vezninde, ev önünde ve yöresine Avluyans denir. (Fina)’manasına. Ve kapın alt eşiğine denir. (Atina) nasına. Ve ağıl tarzından koyun ve keçi yatırmak için taştan yapılan (netute) ye denir ki, dağlarda yaptıklar mandıra olacaktır. Ve Vesid: Eshab-ı Kehf hazaratının iktifa ettikleri (Gizlendikleri) mağaranın ismidir…” ( Okyama cilt 1 sh: 709) diye açıklamaktadır.
İşte güneş ikindi vakitlerinde bu giriş yerinden içeriye biraz vuruyor. Bu sıradaki üsteki açık kısmında da biraz güneş ışını giriyor, sonra mağaranın üst kısmında giren güneş mağaranın yol ve mescid tarafına düşen kaya kısmından kaybolur. Bu arada mağaranın FECVE kısmı güneş almıyor. Dolayısıyla: Bu ayette bildirilen köpeğin durduğu yer, mağaranın FECVE adı verilen geniş kısmına ayrıca dışarıdan giriş kısmını olduğunu göstermektedir. “,
*
Hoca efendi konuyu birden fazla delile dayandırması, Ashab-ı Kehf yaranlarının gizlendiği Mağara’nın Ayet’in tarifi ile kalmadan, 1990 yılı başlarında yanına Harita Mühendisini alarak, Mağara üzerinden Fiziki ölçümde çalışmalar yapmışlardır. ( Hoca’mızın harita Mühendisine yaptırdığı mağaranın bulunduğu fiziki durumunu ve Güneşin doğuşu ve batışı arasında mağaraya nasıl şua gönderdiğinin geometrik olarak çizimini yaptırmış ve elimizde mevcuttur. )
Harita Mühendisinin Çizmiş olduğu Şekiller le ayetin ve Mağaranın uyum sağladığını ortaya koymuşlardır. Taki konu üzerine araştırmada bulunan ve bulunacak olanlara çok güzel bir çalışma örneği koymuşlardır.
İlim adamlarına yakışmayacak bir şekilde gayri ilmi olarak çalışmalarda bulunmamak için Abdurrezak Öz Hocamızı bu çalışmasından dolayı kendilerine teşekkürü bir borç bilirim.
İnşallah gelecek hafta Hoca Efendinin açıklaması sona erecek olması bu güzel açıklamalara mahrum kalacağımızı açıkça söyleyeyim. Kendisi ile aynı Şehirde yaşamamıza rağmen, Hoca’mız ile sık, sık görüşmemiz mümkün olmamaktadır.
Hocamız şuan itibari ile İleri yaşta olmasından dolayı fazla çalışma gösterememektedir. Uzun yıllar Merkezi Cami İmam hatipliği yaptığı gibi devamlı her Cuma haftalık Vaaz ve nasihatleri, her gün öğle namaz öncesi Fıkıh sohbeti, buna binaen de Davetlere iştirak etmesi ile yanımızda büyük bir değeri vardır. Emekli olarak evine dönmüş olsa da yine her fırsatı değerlendirerek hizmet yapmaktadır. Fakat sağlık yönü bozulmasından dolayı hoca efendinin geniş İlminden faydalanmamız mümkün olmamaktadır.
Allah (c.c) nasip ederse İlminden sağlığı iyi olduğu müddetçe imkân bulduğumuz kadarı ile faydalanmaya çalışmaktayız. Ayrıca Hoca Efendi İlerlemiş yaşlarına ve Sağlık sorununa rağmen Evlerine yakın olan Cami de Cuma Vaazlarına devam etmektedir.
Rabbimden hayırlı ömür ve sağlıklı hayat dileğinde bulunuyorum, İnşallah konunun son bölümünde İnşallah yarın buluşmak üzere Allah (c.c) emanet ediyorum.

Mehmet başar   23.03.2012  mbasar71@mynet.com        05355167740

22 Mart 2012 Perşembe

“ Kuran’ın tarifine göre, Ashab-ı Kehf’e ait Mağara Bulunması Lazım Gelen Şekiller.”

Ashab-ı Kehf  ( mağara arkadaşları) Nerede ?-3

Kuran’ın tarifine göre, Ashab-ı Kehf’e ait Mağara Bulunması Lazım Gelen Şekiller.”  Emekli İmam Hatip Abdurrezak Öz hocamızın anlatması devam etmektedir.

“Ayeti kerimede tarif edilen şu şekil bulunmayan bu mağara Eshab-ı Kehf e ait olduğu iddia edilemez. Esasen Kuran’ın mağarayı tarifinden daha kuvvetli bir delil olamaz. Kur’anda açık olarak
Eshab-ı Kehf şu zamanda,, denmemiştir ama, şu mağara Eshab-ı Kehf’ e aittir diyecek kadar çok açık bir şekilde tarif edilmiştir. Bu tarife göre mağarada bulunması lazım gelen şekilleri sıralayalım.
Her şeyden önce:        
1. Eshab-ı Kehf’e ait mağara ayetteki tarife göre güneş doğduğu zaman, Öğleden önce ve güneş, batıya döndükten sonra ikindi vakti güneşin vuruş şekillerinin meydana gelebilmesi için mağarada ayrı ayrı iki yerde açıklık bulunması lazımdır.
Bu açıklığın biri ise, mağaranın üst kısmında olması gerekir ki güneş doğduğu zaman mağaranın üst ağız kısmında dolaşma ve tam içine inmeme durumu meydana gelebilsin. Buna göre:
2.Güneş doğduğu zaman mağaranın üst kısmında bulunan bu açık kısmına vuracak ve sağa (dağdan tarafa) doğru meyl edip dolaşacak ama bu sırada tam içeri kısmına vurmayacak.

Çünkü: Ayette sağa meyleder, dolaşıp sapar denmiştir. (Tedhulu) girer denmemiştir. EL-İZVİRAR: İhmirar vezninde ölçüsünde bir nesneden sapıp udül etmek, saparak başka tarafa dönmek ve uzaklaşmak anlamındadır.(Muhi-ti Okyanus Cilt: 1 Sh: 882) (Ahteri Kebir SH: 26)
Buna göre: Güneş doğarken içeri girmemesi lazımdır. Yukarda güneşin saatlere göre vuruşları anlatıldığı kısımda belirtildiği üzere saat 8,30 dan itibaren, mağaranın yukarıdaki, yani üst kısmında bulunan açık kısımdan aşağıya biraz güneş iniyor vurmuyor. Böylece Ashab-ı Kehf in üzerine güneş vurmuyor. Alarka dolaşıp uzaklaşarak sapıyor.
Bunun içindir ki ayette: (... TEZZAVERU...) ve güneşi görürsün ki, doğduğunda onların sağ tarafa meyleder, sapar,” denmiştir. (TEDLULU) onların mağaralarına girer.” Denmemiştir.
Ayette tarif olunan bu şekil Tarsus’taki mağarada tamamen mevcuttur. Ancak bu güneş durumu, sadece kâğıt üzerinde göstermek yetmez. Oda olacak. Ama bizzat güneş doğarken, mağaranın üzerinde güneşi incelemekle görünebilir. Öyle bakıp geçmekle, ya da sadece kâğıt üzerinde göstermek yetmez.
3.Bunun olabilmesi için mağaranın üstteki açık kısmı kuzeye doğru olmalıdır ki, güneş doğduğunda üst kısmındaki bu açıklığın ağız kısmına bu şekilde vursun, içeriye de girmesin
Güneş mağaranın ağız kısmına bu şekilde vurup biraz yükseldikten sonra yaklaşık 8,30 sıralarında üstten güneş. Mağarada bulunan meydanlığın giriş yeri, meydanlığın başlangıcı olan kısma az miktar da inmiş olacaktır.(Mevsimlere göre tabi değişir.)
Mağarada FECVE üstü açık geniş alan bulunacak daracık, koridor gibi kapalı yere FENCE denmez. Böyle bir Fevce bulunmayan mağara, Kehf e ait olamaz. FECVE’nin tarifi: Meşhur Demiri Hayatül Hayvan Kübra isimli eserinde söyle açıklar; FECVE: Allah, geniş meydanlık ki çoğulu FECAVAT ve FECA gelir. Allah-u Teâlâ bize haber verdi ki: yattıkları yer
( BEHAT-I HA’Ş ) yedi kardeş yıldızlara dönüktür. Onlar fezayı, sema boşluğunu görürlerdi. Güneş ise sabah doğduğunda sağa doğru dolaşır, batıya döndüğünde ise, kuzey taraftan makaslayarak kesip geçer ama onların üzerine değmez ki, eziyet görmesin, güneş sıcağında rahatsız olmasınlar. Elbiseleri çürümesin, renkleri de değişmesin ve üsteki açıklıktan hava almış olsunlar, mağaranın havasıda değişmiş temizlenmiş olsun.
Bu ise, gençler hakkında zikrettiğimiz Cenabı- Hakkın san’at kudretinin acayip ayetlerindedir.
Okyanusta ise, FECVE: İki nesnenin aralık yerine denir ki, açık olur. Ve geniş meydanlık yere denir. Ev avlusuna denir.2 )


Mehmet başar     22.03.2012     mbasar71@mynet.com   05355167740

21 Mart 2012 Çarşamba

Ashab-ı Kehf ( mağara arkadaşları) Nerede ?-2

Ashab-ı Kehf  ( mağara arkadaşları) Nerede ?-2


“Ashab-ı Kehf’e ait mağarada aranacak delil, ayetin tarifine uyup uymamasıdır.“

 Önce önemli bir hususun açıklamasında yarar görmekteyim. Şöyle ki: Ayet-i kerimede [ Habibim- “Onlara kıssaları -olayları- anlat. Umulur ki, düşünürler,”] buyrulur. (A’raf. A. 176) Yine, Yusuf Aleyhisselam ile kardeşleri arasında geçen olaylar, daha sonra başından geçenler anlatıldıktan sonra, surenin sonunda, en son ayetinde [“Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için bir ibret vardır.”] buyrulmaktadır.
Bu cihetle, Kuran’ı Kerim’in 6 bin küsur ayetinin bini sadece Peygamberlerle kavimleri arasında geçen olaylarla, bazı değişik kıssalardan haber vermektedir.



 









Bunlardan biri de Ashab-ı Kehf vak’asıdır. Vak’a birkaç bölüme ayrılarak anlatılır. Sonuç olarak bütün bunların asıl amacı: Ashab’ı Kehf in hayat şartlarından uzak 300 sene uyutulup uyandırılmalarının, açığa çıkılıp insanların bunların halinden haberdar edilmesinin amacı: Öldükten sonra insanların bu şekilde mezarlarından diriltip kıyametin olacağında, her insan hesaba çekilerek karşılığını göreceğinde, Allah’ın bu vaadinde, bildirdiği ahiren hususlarında şüpheleri olmasın, bunların halk olduğunu bilsinler... İşte asıl alınacak ders budur. Ashab-ı Kehf in 300 sene uyutulup uyandırmaları bunun en güzel delilidir.
Biz bu yazımızda, Ashab-ı Kehf ile ilgili hazırladığımız kitabı anlatacak değiliz. Sadece bugün ısrarla üzerinde durulan, Ashab-ı Kehf’in yerleriyle ilgili konuyu ele alacağız.
Rabbim cümlemize Ashab-Kehf vak’asından ders alarak Ahirete göçmeden, Ahiret azığı hazırlayanlardan eylesin. Âmin
Kehf suresi 17. ayeti kerimesinin baş tarafı Ashab’ı Kehf mağarasının durumunu, güneşin ve sabah ikindi vakti -öğleden sonra- vuruş şeklini tarif etmektedir.
Ashab’ı Kehf’ e ait mağarada aranacak delil, ayetin tarifine uyup uymamasıdır. Kuran’da aranır. Bulamadığız takdirde, Resulüllah S.A efendimizin Hadislerine başvurunuz. Bunun dışında tarihi bilgi ve belgeler bize kanaat verir, ama o meseleye kesin hüküm veremez ve veremeyiz.
Bu bakımdan; Ashab’ı Kehf ‘e ait mağara hakkında en kuvvetli delil, Kuran’da açık bir şekilde mağaranın tarifi ile İbn’i- İshak’ın rivayet ettiği Hadisdir (İleride gelecek). Bunun içindir ki, tefsirler mağaranın tarifi üzerinde çok durmuşlardır. Buna dayanaraktan en güçlü müfessirler (Kuran’ı açıklayan bilginler), tarihçiler, bu mağara TARSUS ‘ta bulunan mağara olduğu kanaatine varmış ve: “Dakyanus’un, Ashab-ı Kehf’in şehirleri TARSUS’tur” demişlerdir.
Yine hakikati ALLAH bilir, Meşhur İbn’i Kesir de mağaranın Kuran’daki tarifi üzerinde bir hayli durmuş, incelemiş ve şöyle demiştir.” (İbn’i Kesir, c. 3, s. 75.) “İşte şu delildir ki: Mağaranın kapısı giriş yeri- şimal (kuzey) tarafadır. Çünkü Allah’u Teâlâ haber verdi ki, güneş doğduğunda, mağaraya değdiğinde (mağaranın ağız kısmına girdiğinde), onların mağarasının sağına doğru meyleder, eğilip dolaşır.
İbn-i Abbas, Said İbni Cübeyr ve Katede’nin dediği gibi, Dakyanus eder. Gölge sağ taraftan toparlanıp azalır. Güneş ufukta yükseldikçe şu’a azalır. Zevaldan sonra (batıya döndükten sonra) o yerde şu’adan hiçbir şey kalmaz. Bunun içindir ki: “Ve güneş gurub ettiğinde ise onları kuzey taraftan (KARD) eder. Makaslayıp kesip alarka geçer ve içeriye mağaraya- kuzeyden girer ki, doğu taraftan birazcık yerdir. Bu da bizim söylediğimizin doğruluğuna delalet eder.

Bu iyi düşünen yıldızla yıldızlar, güneş ve ayın seyri, hareketleri üzerindeki ilmi (astronomi) bilgisi olan için açıktır ve bu şöyledir: Mağaranın ağzı tam doğuya olsaydı, güneş batıya eğildiğinde mağaraya güneşten hiçbir şey girmezdi.( 1) Kıble tarafa olsaydı, güneş doğarken içeriye yani ‘ ağız kısmına’ vurmazdı. Ağız kısmında sağa sola dolaşmazdı.
Batı tarafa olsaydı, güneş doğarken mağaraya hiç güneş vurmazdı. Ancak batıya eğildiği zaman vururdu ve batıncaya kadar da mağaranın içinde bulunurdu. Böyle olunca bizim sözümüz tahakkuk etti. Elhamdülillah.” diye açıklıyor.
Bu ayetin tarifi önemli bir hususu ortaya çıkarmaktadır. Şöyle ki; Mağaranın giriş yerinden başka, üst kısmında ayrı bir açıklık daha bulunmalı ve bu iki açıklıktan giren şu’alarda aksi istikametlerden girecek şekilde olmalıdır ki, bu iki açıklıktan giren şualar makaslama şeklinde kesişebilsin. Kuzeye doğru olduğundan bahsedilen bu açıklık giriş yeri değil, FEVCE olarak ayette geçen yerdir. (İleride görülecek). Buranın üst kısmıdır.
Ayette geçen FEVCE, dört tarafı kapalı, üst kısmı sema boşluğu görünecek şekilde açıklık bulunan geniş yere denir. (İlerde daha geniş açıklanacaktır) Bahsedilen bu kısım mağaranın üst kısmında olmalıdır ki, güneş doğarken bu üstteki ağız kısmında dolaşabilsin. Buna göre, İbn’ı-kesir’in tarifini tutan, mağaranın girişi değil, üst kısmındaki açıklıktır.
Ayette geçen KARD kelimesi, FARD kalıbında, ölçüsünde, kesmek anlamında kullanılmıştır. Bir yerden alarka sapmak, dokunmadan geçmek demektir. Ayette geçen “Onları makaslar, kırpar, kesip geçer” şeklindeki tarif, mağaranın tespitinde çok önemli bir delildir. Buna göre: Güneş batıya eğildiği zaman, ayrı ayrı iki yerden, sağdan soldan veya alttan, üstün ters istikametlerde güneş şu’ası, iki yerden giren şu’a, birbiriyle kesişmesi lazımdır ki, KARD-makaslama şeklini almış olsun. Aksi halde, sadece bir yerden giren ya da düz istikamette iki yerden giren şu’ada makaslama şekli olamaz. Böyle bir vuruş şekline de TAKRİD, makaslama, kesişme denemez.
1-Güneşin şu vuruş şekli bulunmayan bir yere, Ashab-ı Kehf’e aittir denemez. Çünkü ayetin tarifine uymamış olur. Afşin’deki yer gibi ki, burası iki kaya aralığından ibaret daracık bir yerdir.
Kamus’ta Kehf şöyle açıklanıyor: (El’ Kehf-E1 Kehf’i) “Dağlarda oyulmuş, ev gibi yere denir. ĞAR ve MAGARA tabir olunur. Ala kavlin, Ğar şeklinde olur, Lakin bu, ondan vâsii olur. Küçük olursa GAR, büyük olursa KEHF derler. Cem’i Kühüf gelir. .
Devam ediyor ….

Mehmet başar  21.03.2012  mbasar71@mynet.com  03246254672 -  05355167740                       




20 Mart 2012 Salı

Ashab-ı Kehf ( mağara arkadaşları) Nerede ?-1

Ashab-ı Kehf  ( mağara arkadaşları) Nerede ?-1



 Ashab-ı Kehf seri yazımız 27. Haziran.2005 tarihinden itibaren 6 hafta süren, Yayın hayatına son veren haftalık yayınlanan Ashab-ı Kehf gazetesinde yayınlanmıştı.
2005 ve daha öncesinde Kahraman Maraş Afşin Ashab-ı Kehf Külliyesi derneğinin 13.08.2004 tarihinde, Afşin Sulh  Hukuk Mahkemesi’ne dava açarak Tescil edilmesini istedi. Dava konusu olarak, “ Tarihsel kaynakların belirttiği şekilde  “Afşin Ashab-ı Kehf Mağarası’na  güneşin doğarken ve batarken girdiği konum” mağaranın gerçek yerini tespit bakımından herkesin üzerinde ittifak ettiği bir husustur. Bu nedenle güneş doğarken ve batarken güneşin mağaraya nasıl düştüğü hususunun bilimsel olarak tespit edilmesi gerekmektedir.” diye gerekçe açıklamasında bulunmuşlardı. 
Ashab-ı Kehf  (mağara arkadaşları) nın yaşadığı yer Afşin’de olduğunu ve bu nedenden dolayı yapılacak çalışma sonrası Asliye Hukuk mahkemesinin vereceği karar ile tarifi yapılan adreste yapılacak çalışmalar bu iş artık Resmen Ashab-ı Kehf (mağara arkadaşları) nın hayatının geçtiği yer olarak sahip olunma düşünülmekteydi.
*
Olay Tarsus ta duyulur, duyulmaz Başta Belediye Başkanı Burhanetdin Kocamaz konunun üzerine ciddiyetle eğilerek, Belediye Başkan Vekillerinden Kerim TUFAN, üç Belediye’ avukatı ve Abdurrezzak ÖZ hoca Efendi, Ayrıca İki dönem Milletvekilliği yapan Hukukçu Edip ÖZGENÇ ile beraber Afşin’e konuyu araştırma ve Tescil davasına Müdahil olarak katılmak için heyet halinde gidilir.
Ashab-ı Kehf tescil davası tartışması artarak devam ederken, kendimizde üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmek amacı ile konunun uzmanı Emekli İmam Abdurrezzak Öz hocamızdan önemine binaen, Ashab-ı Kehf (mağara arkadaşları) nın Kuran Tefsirlerinde, Hadis’i Şerifler ve İslam tarihi Kitapları doğrultusunda ileri sürülen yer olarak neler demişler olduğu üzerine ilmi olarak anlatmasını istedik. Allah razı olsun, hocamız bizi kırmadılar bazı bilgileri şifaen, bazı bilgileri de daha önce hazırladığı ve hazırlattığı belgeleri takdim ettiler.
Hocamızın anlattığı bilgileri ve belgeleri tam sayfa olarak üç gün yayınladık. Sadece Abdurrezzak hocamızın anlattıkları ile kalmayarak ek olarak birçok konu hakkında bilgi ve belgeleri tamamı olarak 6 hafta yayınladık. İnşallah Rabbim nasip ederse elimizde olan bilgi ve belgeleri Hocamızın anlatımı sonrası Tefsirlerde, İslam tarihi Kitapların da ve günümüzde konu üzerine düşünce beyan edenlerin çalışmalarında,” Ashab-ı Kehf  ( mağara arkadaşları) Nerede ? “ Başlığı adı altında haftanın her Cuma günü Allah (c.c) nasip ederse köşemizde yer alacaktır. Rabbim doğruları söylemeyi ve yazmayı nasip etmesini diliyorum.
*
Tarsus Belediyesi’nin organizesi ile isimlerini saydığımız heyet topluca Kahraman Maraş ın İlçesi Afşin’e giderler. Bundan sonrasını Heyet içerisinde yer alan Emekli İmam Hatip Abdurezak Öz hocamızdan okuyalım.
“ Son zamanlarda yine ESHAB-I KEHF in yeri nerede tartışması. Konusu üzerinde bir hayli durulmakta olduğunu görüyoruz. Bu arada özellikle Kahraman Maraş’ in Afşin ilçesinde bulunan ASHAB-ı KEHF ile ilgili, orada bulunan kişiler Afşin de ki yer üzerinde ısrarla durmakta ve mahkeme kararı ile yer tespiti istemektedir. Olaya seyirci kalmayan bilimsel olarak yaklaşan TARSUS üzerinde duran tefsir ve tarihçilerin konu ile ilgili incelemeleri göz önünde tutularak ilgilenmemizi bir görev kabul ettik. Bu cihetle konu ile ilgili tefsir ve tarihçilerin yaptıkları açıklamaları dile getirmeye çalışacağız. Bundan dolayı konuya hassas bir şekilde yaklaşan belediye başkanınıza memnuniyetimizi bildiririz. Başkanımız Burhanettin KOCAMAZ bir) heyet kurarak Afşin de iddia edilen ASHAB-I KEHF in yerini tetkik etmeye gidildi, ayrıca yer tespiti için mahkemeye müracaat edilmesinden dolayı, heyet olarak bizde mahkemeye müdahil heyet olarak katıldık.
*
Heyetimizde Belediye başkan yardımcısı Kerim TUFAN, üç Belediye’ avukatı ve ben vardım. Gereken girişimlerde bulunduk. Bu arada yer tespiti incelemek için mağara dedikleri yere vardık, karşımıza mağara diye çıkan bir yer görmedik sadece bir yamaç duvar bir yerde yaptığım inceleme de Kuran’ın tarifine göre bir mağara olmadığını gördüm. Sadece yamaçla, kayadan ibaret yer olduğunu; önüne bir mescit yapılmış olduğu bunun daha önce, kilise olup sonradan mescit’e çevrilmiş olduğu bu kayanın girişe göre sol tarafı mescidin duvarı ile çevrili üstü sonradan kemer şeklinde kapatılmış bir kayadan başka bir şey değildir. Kuran ‘in tarif ettiği şekilde bir benzerlik yoktur. ASHAB-I KEHF ‘in saklanabileceği bir mağara mevcut değildir.
Yapılan vakfiyelerde, ASHAB-I KEHF adına yapılmış vakfiyeler olup orada kervansaray bulunması dolayısı ile günün Şartlarına göre oranın ihtiyaçlarını karşılamak için yapılmış vakfiyelerdir. İsme göre vakfiyelerin isim sahibinin orada olduğunu gerektirmez, Örnek olarak İBNİ SİNA hastanesi veya üniversitesi ‘dendiğinde İBNİ SİNA ‘nın mezarı orada demek değildir. Burada ki vakfiyeler bunun gibidir. Mağara adıyla zikredilen vakfiye vakıflar genel müdürlüğünün yazılarında olduğu gibi Cebeli. KEHF dağı isim TARSUS’ la ilgili geçmektedir. Afşin de yapılmış vakıfta isim olarak ASHAB-I KEHF vakfiyesi ve ASHAB-I KEHF Medresesi vakfiyesi gibi isimler altında mevcuttur.
Ancak mağara diye bir şey yoktur, bu da gösteriyor ki Kervan Sarayın, Medresenin giderlerini karşılamak için yapılan vakfiyelerdir. “ Abdurezak Öz hocamızın konuyu anlatması haftaya devam edecektir inşallah….

Mehmet başar   20.03.2012    mbasar71@mynet.com                  05355167740

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Hz. Danyal (a.s) Cesedi Çalına bilir mi ? .................

Hz. Danyal (a.s)  Cesedi Çalına bilir mi ? Cevab ı Nasıl Olur  !..
Mehmet başar

Manevi değerler adına haftanın her Cuma günü Haziran - 2006 yılı münasebeti üzerine konu ( belge) arama yaptığım sırada Hz. Danyal (a.s) ın bir vesile ile Kabir aramasına dönüşmüş kazı çalışması yapıldığı günlerde, bizim de bu konu dikkatimizi çekmiş ve bahsi geçen günler de Müze Müdür vekili tarafından, Danyal (a.s) hayatı üzerine kısa bir açıklama yerel basına vermişti.
Müze müdür Vekilinin basına kısa da olsa yaptıkları ilk olarak bir belge diyerek kendilerinden almak için müze müdürlüğüne gittim. Konu üzerine düşüncemi açtığımda beni Kazı alanına davet etmişlerdi. Cumartesi günü için anlaşmış, bu arada konu üzerine bilgilerinden yararlanmak için düşündüğüm Emekli İmam Hatip Abdurrezak Öz hoca efendi ( Ashab-ı Kehf Nerede ? başlığında İslam Hukuku Sayfasında 5 hafta yayınladığımız açıklamasından tanırız ) ile konu üzerine sohbet etmek için Müze müdürü ile gitmemizi kararlaştırarak aynı akşam hoca efendiye misafir olduk.
*
Abdurrezak Öz hoca efendi ile yapılan 2.3 saat süren sohbetimizin sonu cumartesi saat sekizde Kazı yerinde buluşma kararı alarak ertesi gün kararlaştırdığımız kazı yeri olan Makam Cami kuzey doğu tarafında Caminin bir kısmının da kazıya girdiği bölümlerde bize bilgilendiren müze müdür vekili sonrasında yaklaşık olarak 8,5  metre kadar çukur olan kazı incelemesi içerisinde iken Abdurrezak Öz hoca efendinin çukurun tabanında doğu tarafında görülen bir metre kadar ende, bir o kadar da boy olan sert cisimin merak etmesi kazı çalışmasında işçi lik yapan genç insana aşağıda bulunan sert kaya benzeri kütleden parça kırarak almasını istemesi ile işçi hemen eline aldığı çekici ile çukura inerek sert görünen cisimin üst bölümüne vurarak birkaç parça kırık alarak çukurdan çıkmak istemesine rağmen işçi çıkamamışlardı.  Diğer bir işçi nin el uzatarak arkadaşı işçi yi yukarı çıkarılmıştı. Yarım saat sonra ancak kendine gelen genç işçiye neden çıkamadın sorusuna verdiği cevap ta” Güzel bir Koku Geldi, benim çukurdan çıkmaya gücüm yetmedi “ demişti.
*
Hoca efendinin engin tecrübesi ile kırılarak eline teslim edilen Sert parçacıkları inceleyen Abdurrezak Öz hoca nın açıklaması ile Hz. Danyal (a.s) Kabri olduğu kesinliği orta konuldu.
Kabrin ortaya çıkması üzerine bizim Ulusal gazeteci arkadaşımıza olayın basına medyaya ulaşması için haber verdik. Böylece Danyal (a.s)  yüzlerce yıl içerisinde şurada veya burada gibi varsayımları ileri sürerek tartışma meydana getiren Tarihçilere ( 12. ağustos. 2006 ) tarihi itibari ile SON Nokta konulmuş oluyordu. 
Olaya vesile olmamız dolayısı ile bizde 14.08.2006 tarihinde yayınlanan köşe yazımız              DANYAL    ( A.S )     KABRİ BULUNDU “ başlığında köşe yorumu içerisinde yer almıştı.
*
Yukarıda kısaca yazdığımız olayın hatırlamamız üzerine yaptığımız açıklama öncesi ve sonrası yapılan yorumlarda, Danyal (a.s) üzerine belge ve yorumlar üzerinde durmadan bizim 8,5  metre aşağıda bulunan Kabrin NEDENİ ÜZERİNE durmayı istiyorum.
Özellikle çok değer verdiğim Abdurrezak Öz hoca efendinin konu üzerine yaptığı yorumda, ‘Ebu Musa Eşari r.a, Tüster ( Tarsus ) şehrini fethettiğinde Danyal'ı bir tabut­ta buldu. Tabutun içinde iken onun damarları atıyordu. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştu:"Kim Danyal'ı bulursa, onu Cennetle müjdeleyin."
Danyal'ı bulup gösteren, Harkos adındaki bir zattı. Ebu Musa, Hz. Ömer'e mektup yazarak durumu bildirdi. Hz. Ömer de cevabî mektu­bunda şöyle diyordu: "Danyal'ı defnet, Harkos'u da bana gönder. Çünkü Peygamber (s.a.v.), onu Cennetle müjdelemiştir." Burada şu kısa belgeyi de, kayda düşelim, Danyal a.s Cesedi bulununca, parmağında ki yüzüğü ve bir Mektupla durumu Halife Ömer’e haber verir. Halife Ömer Yaptığı istişare  sonunda Hz. Ali nin  “ Bu  Ceset  Beni İsrail’in Peygamberlerinden Danyal Nebiye ait dir. Cesedi tekrar kefenleyip cenaze namazını kılarak, ve Muhkem bir şekilde Kabir e defnedilmesini Hz. Ömer e söyler. Ve Danyal Nebi’nin Cesedini Beni İsraillilerin çalabileceğinden dolayı derin bir şekilde mezarını kazılması istenir.
Ve anlatıldığı şekilde yapıldığı söylenir.
*
Bizim burada üzerinde durmak istediğimiz, Başlığımızda, “ Hz. Danyal (a.s)  Cesedi Çalına bilir mi ? Cevab ı Nasıl Olur  !..” diye soru ortaya çıkmaktadır.
Danyal (a.s) ın Cesedinin çalınması hususuna gelinecek olunursa acaba yukarıda anlatıldığı gibi, Beni İsrail liler tarafından Çalınabilmesi düşüncesi acaba ne kadar doğru denilebilir ?.
Bizim burada düşüncemizi zorlayanın, yıllarca Danyal (a.s) Cesedi bir bina içerisinde yerleştirilmiş LAHİT içerisinde iken Ceset’in Beni İsrailliler tarafından çalınmadığı, Müslümanların Tarsus u ikinci defa Ebu Musa Eş’ari Komutanlığında feth, miladi 639 yılında edilmesi üzerine Hazne dairesi diye söylenen bina içerisinde ne var dır diye kapıyı açtırarak Cesedi gören Ebu Musa Eş’ari (r.a) durumun Halife Ömer’in haberi olması için Ceset ten aldığı Yüzük ( iki aslan arasında bulunan çocuk ) figürü ve bir Mektup ile ulaşmasını sağlar. Yukarıda bu bölümün kısa açıklaması yer almıştır.
Halife Ömer’in cevabı Mektubunda, Yapılan açıklamada söylenildiği gibi Danyal (a.s) Cesedi İslami gereken kefen, namaz ve diğer leri yapılarak, kabri derin şekilde kazılarak ve muhkem şekilde üstü örtülür vede su akıtılır.
*
Cesedin beni İsrailliler tarafından çalınma olasılığı düşünülerek bu anlatıldığı şekilde kabrin defni yapıldığı söylenirken, Diğer taraf tan “ Mirat’ın Kâinat ” isimli Tarih Kitabında, Kitabın Müellifi, Nişancı Zade Mehmet Paşa:  Hz. Danyal a.s  kabri Müslümanlar Tarsus’u Feth ettiğinde, Ebu Musa Eşari r.a  tarafından bulunup ve Kabri Muhkem Şekilde yapılmasının arkasına, “ Şehrin Irmağını teyemmünen,  ( uğur )  ve Teberruken ( bereket ) Kabri şerifinin üzerine akıttı.”.. cilt 1. sayfa 227  denilmesi bizimde bu tespitinde ileri sürülen yorumun daha mantıklı bana geldi.
Bu gün meydana çıkan Kabir derin bir şekilde kazıldığı meydana çıkıyor. Kabrin Üzerinden Su geçirilmesinin sebebini kaynaklarda iki yorumda görüyoruz birincisi, ‘ Cesed’in çalınmaması, İkinci si ise  “ Şehrin Irmağını teyemmünen,  ( uğur )  ve Teberruken ( bereket ) Kabri şerifinin üzerine akıttı ‘ tespitidir.
Hz. Danyal (a.s) nın Tarsus a gelmesinin nedeni olan Kıtlık sürdüğü ve yapılacak dua ile bu sorundan kurtulunması amacı idi. Bilindiği gibi yaptığı dualar sonunda bulunduğu bölgeye Bereket geliyordu. Bu düşünceden dolayı olacak ki, Suyun aktığı bölgede çeşitli meyve, sebze gibi ürünlerin yetişmesinden dolayı, Su’yu Danyal Nebinin Kabri nin üzerinden geçirilerek Mahsullerinin Bereketlenecek ve Uğur sağlayacak düşüncesinden olacağı, “ Şehrin Irmağını teyemmünen,  ( uğur )  ve Teberruken ( bereket ) Kabri şerifinin üzerine akıttı “ tepsinin daha anlamlı olduğunu görmekteyiz.
Danyal (a.s) ın Cesedi Çalınmaması, İsterse Teyemmünen ve Teberruken olsun diye yapılan tespitlerin her ikisi ninde doğru olması düşünülür iken bana göre ikincisi olan “ teyemmünen,  ( uğur )  ve Teberruken ( bereket ) “ diye yapılan tespitin daha anlamlı olduğunu söylememiz yanlış olmaz kanaatidir.
Kabir çevre düzenlemesi şu günlerde devam etmektedir.

Mehmet başar 06.05.2011  mbasar71@mynet.com   05355167740