3 Nisan 2012 Salı

Ashâb-I Kehf’in Sayısı Ve Anadoluda Ashab-ı Kehf Mağaraları - 9

Ashâb-I Kehf’in Sayısı Ve Anadoluda Ashab-ı Kehf Mağaraları - 9


Arşiv Belgeleri Işığında Ashab-ı Kehf – 9

Ashab-ı Kehf in sayıları hakkında çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Bir rivayete göre, bunların sayısı sekizdir, dokuzuncusu köpekleri kıtmîr’ dir. Bu rivayette Ashab-ı Kehf in isimleri şöyle sıralanmaktadır: 1. Mekselmina; 2. Mahşelmina; 3. Temliha; 4. Mertunas; 5. Keştunas; 6. Bironos; 7. Dimos; 8. Kalos; 9. Kıtmîr (Köpekleri). (1)
*
İbn-i İshak’a göre de, Ashâb-ı Kehf in sayıları sekizdir, dokuzuncusu köpekleridir. Bu müellif, isimlerini şu şekilde sıralamaktadır: 1. Meksemlina; 2. Mahsemlina; 3. Yemliha; 4. Martûs; 5. Kesutunis; 6. Bironis; 7. Resmûnis; 8. Batûnis; 9. Kalûs. (2)
*
Diğer bir rivayet ise, Hz. Ali’(k.v.) dendir. Bu rivayette Ashâb-ı Kehf in isimlerinin yedi olduğu, köpekleri ile sekiz ettikleri belirtildikten başka, daha önce bu gençlerin ne işle meşgul oldukları üzerinde de durulmaktadır.
Bu rivayete göre, Ashâb-ı Kehf in isimleri ve görevleri şöyle sıralanmaktadır: 1. Yemliha; 2. Mekselina; 3. Mislina (bu üçü vaktiyle Dakyanus’un Ashâb-ı Yemin’i imişler); 4. Mernuş; 5. Debernuş; 6. Şazenuş (bu üçü de Ashâb-ı Yesar’ı imişler. Bütün bunlarla istişare edermiş); 7. Gençlerin mağaraya giderken yanlarına aldıkları çoban (Kefeştatayyuş). (3) 8. Kıtmîr (Köpekleri).
Yine Abdullah İbn-i Abbas, ayetteki “Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır” kısmını okuduktan sonra “İşte ben o az kişilerdenim” demiş ve isim vermeden Ashâb-ı Kehf’in yedi kişi olduklarını, sekizincisinin ise köpekleri olduğunu belirtmiştir. (4)
*
Kanaatimizce ikinci rivayet daha isabetli görünmektedir. Zira meal ve tefsirlerde Kehf Suresinin 22. ayetinde “yedidir, sekizincisi köpekleridir” ifadesinin Müslümanlarca söylendiği belirtilmekte, hatta bizzat Hz. Peygamber (s) in Hz. Cebrail (a) dan bu sayıyı haber verdiği belirtilmektedir. (5) Ayrıca halk arasında da yaygın olan bu görüştür ve halk bu isimleri ezbere bilmektedir.
*

Anadolu’da Ashab-I Kehf Mağaraları…

Aslında araştırma konumuzun özünü burası oluşturmaktadır. Zira gerek yukarıdaki ve gerekse aşağıdaki konularda genellikle pek ihtilaf söz konusu değildir. Ancak Ashâb-ı Kehf’in yaşadıkları şehir ve sığındıkları mağara konusunda çeşitli kaynaklarda değişik yerler gösterilmektedir. Çin’den İspanya’ya kadar tam 33 yerde Ashab-ı Kehf’in sığındığı mağara olarak gösterilen yerler vardır. (1) Bunlardan sadece birinin doğru olduğu düşünülürse, bir ayıklama yapmak gerektiği aşikârdır.
*
Ashâb-ı Kehf mağarasının birden fazla yerde gösterilmesinin çeşitli sebepleri vardır. Kısaca özetlemek gerekirse, birinci olarak, gerek İsrailiyatta gerekse konunun incelendiği İslâm Tarihi ile ilgili kaynaklarda ve tefsirlerde, Ashâb-ı Kehf’in sığındıkları mağara değişik yerlerde gösterilmektedir. Aslında ihtilafın özü burada yatmaktadır. İkinci olarak, Ashâb-ı Kehf’in uyudukları iddia edilen yerler birbirine çok benzemektedir.
Meselâ herbirinde mağaranın üzerine yapıldığı belirtilen mescid’in bulunması bunun en güzel örneğidir. Üçüncü olarak da halkın, böyle tarihi ve dini mahiyeti olan “Faziletli Gençleri” bağrına basmak ve kendilerine yakın olmak arzu ve istekleridir. Bundan daha tabii bir irade olamaz.
Ancak böylesine önemli bir konuda hissî yaklaşımları bir tarafa bırakıp gerçekleri tesbit etmek gerekir. Herkesin onlara yakın olma arzusu neticesinde birden fazla yer gösterilmesi, halkın hüsn-ü zannını kırar ve herkesin kalbinde bir “acaba” bırakır. Bu nedenle tarihî ve ilmî delilleri bir araya getirip “İşte Ashâb-ı Kehf burada yaşamış ve bu mağarada uyumuşlardır” gerçeğini ortaya çıkarmak gerekir. Bu nedenle biz tarihî ve ilmî gerçekleri inceleyerek bu hususta şimdiye kadar hiçbir araştırmacının müracaat etmediği veya edemediği “Arşiv Belgelerinin” ışığı altında meseleyi gün yüzüne çıkarmaya çalışacağız. “ Kaynak: Arşiv Belgeleri Işığında Tarsus Tarihi ve Ashab-ı Kehf “…
*
Arşiv Belgeleri Işığında Ashab-ı Kehf: seri yazımızın 9 cu sayısına hamd olsun gelmiş olduk. Yine Alıntı yazımızı gerektiği yorum ilavelerimle uzunca devam edeceği görülmektedir.
Arşiv Belgeleri Işığında Tarsus Tarihi ve Ashab-ı Kehf isimli hacimli Kitab-ı hazırlayan
Prof. Dr. Ahmet Akgündüz ve ekibi Öğr. Gör. Yaşar Baş, Öğr. Gör. Rahmi Tekin, Arş. Gör. Osman Kaşıkçı’ya tekrar teşekkür ederim.
Yapılan araştırma ciltler dolusu ve aylarca sürmüş çok büyük emek verilen ve sahasında en iyi araştırma yapılarak günümüz insanlarına değil dünyanın sonuna kadar yararlanılacak Kaynak eser sayılacak kıymetli bir çalışmadır.
Ahmet Akgündüz’ün Kitabın tanıtımını yaptığı açıklamasında: “150 milyon Osmanlı arşiv belgesi,” Uzun süren araştırmalar sonunda ‘Arşiv Belgeleri Işığında Tarsus Tarihi ve Ashab-ı Kehf ‘ isimli eserin ne kadar değerli olduğunu söylemiş olmaları bizim bir şey söylememize gerek koymamaktadır.
Kıymetli okuyucularımızın takibini yaptıkları bu çalışmanın belleklere kazınılması gerekmektedir. Daha önce de belirttiğimiz gibi Ashab-ı Kehf yaranları’nın hayatında bizler için çok önemli örnekler olduğunu ancak anlamaya başlamamız ile görüleceği için bu hazırlanan çalışmayı takip edilmesi ile anlayacak olacağızdır.
Yine bir hatırlamayı yaparak, Yazı serimiz sadece bahsini ettiğimiz eser ile kalmayacağız. Ve elimizde bulunan sağlam kaynaklardan aktarmaya devam edeceğiz inşaallahu Teâlâ…

1 Nisan 2012 Pazar

Ashâb-I Kehf’in Yaşadığı Zaman...Arşiv Belgeleri Işığında Ashâb-ı Kehf – 8

Ashâb-I Kehf’in Yaşadığı Zaman.....Arşiv Belgeleri Işığında Ashâb-ı Kehf – 8

Mehmet Başar



“Ashâb-ı Kehf in ne zaman yaşadığı hususunda konu ile ilgili eserlerde değişik zamanlar gösterilmektedir. Bazı müellifler, Ashâb-ı Kehf in Hz. İsa (a.s.) dan önce yaşadığını ve Hz. İsa’nın da kavmine bunların hikayelerini bildirdiğini iddia etmektedirler. (1) Bu görüş, fazla itibar görmemiştir. Hakim olan görüşe göre, bu gençler, Hz. İsa’(a.s.) dan sonra yaşamışlardır. Hz. İsa’(a.s.) nın dinine mensup (Hıristiyan) olan bir topluluk, zamanla bu dinin esaslarından ayrılmış ve özellikle zalim bir hükümdar insanları zorla bu dinin esaslarından saptırmaya çalışmıştır. Bu zalim hükümdarın isminin Dakyanus veya Dekyanus olduğu kesin gibidir. (2) Buna rağmen müellifler, kesin tarih vermekten kaçınmaktadırlar. (3)
*

Ancak Fransızların “Grand Ansiklopedicinde konu ile ilgili kıssa anlatılırken iki tarih üzerinde durulur. Bir rivayete göre M.S. 298 yılında uyuyup tam yüz elli yıl uyuduktan sonra M.S. 448 senesinde uyanmışlardır. Diğer bir rivayete göre ise, 251′den 448′e kadar tam 197 sene uyumuşlardır. (4)
Görüldüğü üzere, burada iki tarih üzerinde durulmaktadır. Ancak Ashâb-ı Kehf’in uyuma müddetlerinin ikisi de Kur’an’da zikredilene ve İslâm âlimleri tarafından nakledilen bilgilere uymamaktadır.
*
Kur’an’da Ashâb-ı Kehf’in mağarada ne kadar kaldıkları üzerinde durulurken “Onlar mağaralarında üçyüz yıl kaldılar ve buna dokuz yıl daha ilave etmişlerdir” denmektedir. (5) Müfessirler bu ayeti tefsir ederken, Güneş yılma göre 300 yıl, Kamerî takvime göre ise 309 sene uyuduklarının ifade edilmek istendiğine işaret etmişlerdir.
*
Burada belirtilen sürenin, beyan-ı ilahî olup-olmadığı hususunda müfessirler değişik fikirler ileri sürmüşlerdir. Bir fikre göre Kur’an, bunların 309 yıl mağara kaldıklarını açıkça belirtmektedir. (6) Diğer bir fikre göre ise, Kur’an, burada süre belirtmemiş; bu hususta söylenen sözleri nakletmiştir. Hatta Cenab-ı Hakk’ın bu hususta son sözü kendine bıraktığına, bu nedenle de aynı ayette “Allah ne kadar kaldıklarını daha iyi bilir” dendiğine dikkat çekmişlerdir. Bu fikri savunanlar, burada belirtilen sürenin mescit yapalım diyenlerin sözü olabileceği ihtimali üzerinde de durmuşlardır. Merhum Elmalı, bu görüşleri naklettikten sonra şöyle demektedir: “Filvaki’ Nasârânın müşrik Romalılara galebe ile meydana çıkmaları Miladın dördüncü asrı bidayetinde vaki’ olduğuna göre, o zamana kadar üç yüz küsur sene durmuşlar demektir. Bu suretle üçyüz dokuz bu müddeti tashihan beyan olur…”. (7)
*
Buradan anlaşıldığına göre, Ashâb-ı Kehf’in başından geçen olay, Milattan sonra II. yy’ın başlarında meydana gelmiştir. Ancak bu hususda kesin tarih vermek mümkün değildir. Devrin zalim hükümdarı Dakyanus’un krallık dönemi hususunda ise, değişik tarihler verilmektedir. Bu olayın olabileceği tarih olarak genelde 249-251 yılları gösterilmektedir ki, bu, Hıristiyan kaynaklarına en azından mağaraya çekiliş tarihleri olarak uymaktadır. Ancak başlangıç tarihinin 250 kabul edilmesi ve 309 yıl orada kaldıkları kabul edildiği takdirde uyanışları 559 yılına tevafuk etmektedir ki, bu da, diğer tarihî bilgilerle çakışmaktadır. Çünkü Ashâb-ı Kehf’in dirildikleri zamanın hükümdarı Teyezosis’in 401 -450′ li yıllarda krallık yaptığı bilinmektedir. Bu takdirde Elmalı’nın yaptığı tahmin doğrudur. Yani Ashâb-ı Kehf, II. yy. başlarında mağaraya çekilmişlerdir. Yine de her şeyin doğrusunu Allah bilir.
*
Ashâb-ı Kehf zamanında Tarsus çevresini hâkimiyeti altında tutan Roma İmparatorunun adı Dekyanus veya Dekyanus şeklinde de nakledilmektedir. (8) “ ….
*
Ashab-ı Kehf arkadaşlarının yaşadığı yıllar bizler için önemli olmamasına rağmen yinede tarihi üzerine Tefsirciler ve İslam Tarihçileri mevcut tespitlere göre 249-251 miladi yılları ileri sürmektedirler.
Hangi yıllarda olursa olsun biz Müslümanlar olarak Kuran’da anlatılmış olmasından dolayı inanırız. Bu aynı zamanda Yer olarak ta nerede olmuşsa da aynı şekilde bizler için önemli olmadığı sadece inanmak zorunda olmamızdan dolayı inanmaktayız.
Tüm Müslümanlarda aynı şartlar olarak inanmak zorundadırlar. Her ne kadar bazıları Ashab-ı Kehf arkadaşları şurada yaşamış, Burada yaşamış gibi İddiada bulunmuş olsalar dahi bu iddia geçersiz ve Günaha girdikleri açıktır.
Allah (c.c) Kuran’ı Keriminde yer olarak herhangi bir yeri belirtmediği, Sadece herhangi bir şehirde ve mağarada nasıl yaşadıkları, inandıkları, nedenleri ve bulundukları Mağarada durumlarını ayeti kerimelerinde anlatmıştır.
*
Tefsirciler ve İslam tarihçileride genelde kullandıkları tarifi kelimeleri ayeti kerimeler içerisinde benzer yerleri olması muhtemel gibi kelimeler kullanılmaktadır.
Bu tarifler içerisinde Tarsuslu emekli iman hatip Abdurrezak Öz Hoca Efendi harita mühendisini alarak Tarsus’un 11–12 km. kadar yukarısında Bencülüs dağı yamacında bulunan Kurandaki Tarife uygun olan Mağarayı ayet’in ışığında ölçümünü yaptırarak en yakın ve doğru tarife yakın olarak Tarsus’a YAKIN OLAN MAĞARANIN OLMA İHTİMALİNİN MEVCUTLAR İÇERİSİNDE EN UYGUNU OLDUĞUNU ORTAYA KOYMUŞTUR.
Yazı serimizin ilk beş sayısında bu tespiti Hoca efendiden aldığımız bilgileri yayınladık. Bu tespitten sonrada Ashab-ı Kehf arkadaşlarının yaşadığı şehrin tarihi olaylara ve yapılan tespitlere göre Tarsus, Yaşadığı tahmini yılında ortak tespite göre, 249–251 olduğu açıklanmıştır.
Seri yazımızın ilerisi bölümlerinde Allah (c.c) nasip ederse Tefsircilerin, İslam tarihçilerinin ve konu üzerine makale ve benzer yorumları devamında sıraya koyarak zamanı gelince yayınlayacağız İnşaAllahu Teala ….

Devam edecektir…


31 Mart 2012 Cumartesi

Ashâb-ı Kehf’in Hayat Hikâyeleri-2 Arşiv Belgeleri Işığında Ashab-ı Kehf – 7

Ashâb-ı Kehf’in Hayat Hikâyeleri...Arşiv Belgeleri Işığında Ashab-ı Kehf – 7



“ Dakyanus’un yakınlarından veya şehrin ileri gelenlerinden Binderos (Pendros) ve Dutas (Runas) isimli iki imanlı kişi, gelecek nesillerin anlamaları için bu gençlerin isimlerini, neseplerini ve başlarından geçen olayları iki kurşun levha (Rakîm)’a yazarak bakır bir sandukanın içine koyup mağaranın içine attılar.
Daha sonra Dakyanus öldü. Ondan sonra krallar geldi geçti. Nihayet bu şehrin yerlilerinden salih bir kişi kral oldu. Bu kralın’saltanatı 68 yıl devam etti. Bu salih kral, insanların öldükten sonra cesetleri ile birlikte dirileceklerine inanıyordu. Fakat maiyetinden bazıları sadece ruhun dirileceğini iddia ediyorlardı. Bu durum halk arasında fitneye sebep oluyordu. Bu salih zat, “Ya Rab! sen bunların ihtilafını görüyorsun . Bunlara açıklayıcı bir ayet ve delil gönder de bunlar da hakkı görsünler.” diye dua ediyordu. Cenab-ı Hak, hem bu salih kulunun duasını kabul etmiş, hem de kıyamet gününün geleceğine ve dirilişin nasıl olacağına bir alamet olsun diye mezkûr gençleri uyandırdı. Aradan tam 309 yıl geçmişti. (8) Bu arada şehir halkından Ulyas (9) isimli bir sürü sahibi veya bir çoban yağmurdan koyunlarını korumak için mağaranın ağzındaki taşları yıkmış veya yıktırmıştı.

Mağarada uyuyan gençlerin bütün bu olup bitenlerden haberleri yoktu. Normal uykudan uyanmış gibi kalkıp namaza durdular. Namazlarını tamamladıktan sonra ne kadar uyuduklarını birbirlerine sormaya başladılar. Bazıları bir gün, bazıları da bir günden daha az uyuduklarını söylüyordu. İçlerinden biri de ne kadar uyuduğumuzu ancak Allah bilir diyerek meseleyi Allah’a havale etti.
Sonra erzak işlerinden mes’ul Yemliha’yı bir miktar gümüş para ile hem yiyecek alması hem de şehirdeki durumu tecessüs etmesi için şehre gönderdiler. Ayrıca tedbirli davranmasını da tenbih ettiler. (10) Gizlice şehrin kapısına kadar gelen Yemliha, başım kaldırıp kapının üstüne baktığında ehl-i imana ait bir alamet (bir rivayete göre haç) gördü. Sonra şehrin diğer giriş kapısına gitti. Aynı alameti orada da gördü. Bu şaşkınlık içinde şehre giren Yemliha, hiç tanımadığı insanlarla karşılaşınca hayreti iyice artmıştı. Kendi kendine “Vallahi dün Hz. İsa (a) nın adını zikredeni öldürüyorlardı, ama bugün halk Hz. İsa (a) nın adını hiç korkmadan anabiliyor” diyordu.
Yemliha, bir dükkâna girip alacaklarını aldıktan sonra elindeki gümüş parayı uzattı. Dükkan sahibi tarihî parayı görünce şaşırdı. Parayı komşularına da gösterdi ve Yemliha’nın bir hazine bulduğu zannına kapıldılar. Yemliha’dan hazineye kendilerini de ortak etmesini, aksi takdirde yetkililere şikâyet edeceklerini bildirdiler. Yemliha da, kendisinin mağaraya sığınanlardan olduğunu anladıklarını zannederek Dakyanus’a bildireceklerinden korkuyordu. Yemliha, her hangi bir hazine bulmadığını ve bu şehirli olduğunu iddia ediyordu. Ancak ne o kimseyi tanıyor ne de kimse onu tanıyordu. Bunun üzerine Yemliha’yı şehrin salih kimseleri (veya kralı) olan Aryus ve Tantiyus’a götürdüler. (11) Yemliha, huzuruna çıkarıldığı şahsın zalim hükümdar olmadığını görünce, hemen onu sordu. Aryus, Dakyanus’un yüzyıllar önce yaşamış bir Kral olduğunu söyleyince, Yemliha, “Şimdi anladım halkın beni neden doğrulamadığını” der ve başlarından geçen hikâyeyi şöyle anlatır: “Biz Tevhid dinine bağlı gençlerdik. Kral Dakyanus, bizi putlara ibadet etmeye ve onlara kurban kesmeye zorluyordu. Biz ise, bunu kabul etmeyerek Bencilus dağındaki bir mağaraya sığındık. Ben şimdi arkadaşlarıma yiyecek almak için geldim.” Aryus, Yemliha’yı dinledikten sonra halka döner ve “Ey Kavmim! Bu, Allah tarafından gönderilen bir ayettir ve öldükten sonra dirileceğinize en büyük bir delildir.” dedikten sonra halkla beraber mağaranın bulunduğu yere geldiler. Halkın kendilerine doğru geldiklerini gören gençler, korkularından hemen namaza durdular. Yemliha önce içeri girdi ve durumu arkadaşlarına bildirdi. Gençler, hemen daha önce yattıkları yerlere dönerek vefat ettiler.
Daha sonra içeri girmek isteyen Aryus, bakırdan bir sandukça bulur ve halkın huzurunda bunu açar. İçinden Ashâb-ı Kehf in başlarından geçen olayları, isimlerini ve neseblerini içeren iki kalay levha (Rakîm) çıkar. Bunun üzerine Aryus, mağaranın ağzını tekrar ördürür ve üzerine de bir mescit yaptırır. (12)
İşte Ashâb-ı Kehf hakkında anlatılan ve Kur’an’in özet bilgisine de uygun olan olay, bundan ibarettir. Aslında ihtilaf meselenin hikaye kısmında değildir. Bu gençlerin ne zaman yaşadıkları, mağarada kaç yıl uyudukları, kaç kişi oldukları ve hepsinden önemlisi de nerede yaşadıklarıdır. Şimdi de bu sorulara cevap arayalım. “ devam ediyor ….

30 Mart 2012 Cuma

Ashâb-ı Kehf’in Hayat Hikâyeleri.

Ashâb-ı Kehf’in Hayat HikâyeleriArşiv Belgeleri Işığında Ashab-I Kehf -6-

Ashâb-ı Kehf’in Hayat Hikâyeleri.

Mehmet Başar
Ashab-ı Kehf in hayat hikâyeleri çeşitli kaynaklarda az da olsa değişik sekilerde anlatılmaktadır. Ancak bu farklılık, esasta değil teferruattadır. Mesela bir kaynakta gençlerin devrin kralının akrabası oldukları belirtilmekte iken bir diğerinde kralın danışmanları olduğu görüşüne yer verilmektedir; yine bir başka hikâyede bu gençlerin şehrin ileri gelenlerinden olduğu ifade edilmektedir. Bu nedenle biz, mümkün olduğu kadar çok sayıda tarihçi ve müfessir tarafından nakledildiği şekliyle Ashab-ı Kehf in hayat hikâyelerini aktarmaya çalışacağız. Yeri geldikçe de metin içinde veya dipnotlarda farklılıklara işaret edeceğiz.
Hz. İsa (a) dan sonra Hıristiyanlar arasında hatalar çoğalmıştı. Özellikle Krallar putlara tapar ve onlara kurban keser hale gelmişlerdi. Tabii olarak bu kötü yöneticiler halkı da ifsâd edip kendileri gibi yaşamalarını istiyorlardı. İşte bu Krallardan Dakyanus isimli birisi, ülkesini bir bir dolaşıyor, halkı putlara tapmaya ve onlara kurban kesmeye zorluyordu. Halkın kimisi can korkusu ile putlara tapıyor, kimisi de izzetle ölümü zilletle hayata tercih ediyordu. Öldürülenlerin cesetleri ibret olsun diye kale kapılarına ve kale duvarlarına atılıyordu.
İşte bu durumu gören Rum eşrafından bir kaç genç veya kralın danışmanlarından temiz kalbli bir kaç kişi, şiddetli bir korku ve hüzün içinde kalkıp Allah’a ibadet ediyor ve şöyle dua ediyorlardı: “Ey Rabbimiz! Bize tarafından rahmet ver ve bize şu durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla”. (1) Sıra bu temiz kalbli dindar insanlara gelmişti. Dakyanus’un adamları bu gençleri (hemen hemen bütün kaynaklarda genç tabiri kullanılmaktadır) Kralın huzuruna topladılar. Kral bunlara hitaben: “Sizi, bu putlara kurban kesmekten ve onlara tapmaktan alıkoyan nedir? Bu şehir halkını kendinize neden örnek almıyor musunuz? Ya bu insanlar gibi ilahlarımıza kurban kesip onlara taparsınız ya da ölümü tercih edersiniz” dedi. Bu gençlerden biri Kralın önünde ayağa kalkarak: “Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir. Biz ondan başkasına ilah demeyiz. Yoksa hakikatten uzaklaşmış oluruz. Şu bizim kavmimiz Allah’tan başka tanrılar edindiler. Bari bu tanrılar konusunda açık bir delil getirseler ya. Öyle ise Allah hakkında yalan uydurandan daha zalim var mı?” (2) dedi.
Bu sözlerden sonra Kral gençlere biraz daha düşünmelerini salık verip şehirden ayrıldı. Sonra birisi “madem ki siz onlardan ve onların ilahlarından uzaklaştınız, o halde bir mağaraya sığının ki, Rabbimiz size rahmetini yaysın ve işinizde sizin için fayda ve kolaylık sağlasın” (3) , dedi. Gençler, herbiri babalarının evlerine dağılarak kendilerine bir miktar azık aldılar. Aldıkları bu azıkların bir kısmını tasadduk edib kalanını da yanlarına aldılar. Daha sonra şehrin yakınlarındaki Bencilus dağındaki bir mağaraya gitmeye karar verdiler. Mağaraya giderken yolda bir çobana (veya bir çiftçiye) rastladılar. O’na düşüncelerini anlattılar. Bunun üzerine aynı düşüncede olan veya gençlerin bu tebliği ile inanan çoban da onlara katıldı. Çoban gençlere katılınca onun sadık köpeği de onları takib etmeye başladı. Gençler, kendilerini takib eden çobanın köpeğini ne kadar kovdularsa da ayıramadılar. Hatta bir rivayette köpek konuşarak “benden size zarar gelmez, Allah’ın sevdiklerini ben de severim” demiştir.
Gençler mağaraya yerleştikten sonra sadece namaz, oruç, teşbih ve tahmid ile meşgul oluyorlardı. Nafakalarını ise Yemliha (4) isimli genç temin ediyordu. Tebdil-i kıyafet ederek şehre gidiyor, yiyeceklerini alıyor ve şehirde kendileri için ne söylendiği hakkında kulis yapıp yine mağaraya dönüyordu.
Bir gün Yemliha şehre indiğinde Dakyanus’un oraya geri geldiğini ve halka putlar için kurban kesmelerini emrettiğini duydu ve ağlayarak az bir yiyecekle mağaraya dönerek arkadaşlarına durumu haber verdi. Bunun üzerine gençler, Allah’a tazarru ve niyazda bulundular. Yemliha arkadaşlarına hitaben: “Ey Kardeşler! başlarınızı kaldırınız. Rabbinize itaat ve tevekkül ediniz…” dedi. Arkadaşları da Yemliha’nın dediği gibi başlarını kaldırıp: “Rabbimiz! bize tarafından rahmet ver ve bize şu durumdan bir kurtuluş yolu hazırla” (5) diye dua etmeye başladılar. Daha sonra güneş batmak üzere idi ki, Allah onlara bir uyku verdi ve uyudular. Köpekleri de mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmış bir vaziyette uyumuştu. Güneş doğduğu zaman mağaranın sağına meyleder, batarken de yine bunlara dokunmadan batardı. Ayrıca uzun süre bir taraflarına yatmalarından dolayı o tarafları ağrımasın diye zaman zaman diğer taraflarına dönüyorlardı. (6)
Bu arada şehre tekrar gelen Dakyanus, bu gençleri bulamayınca babalarına haber gönderdi. Babaları da gençlerin evden biraz erzak alarak ayrıldıklarını fakat yerlerini bilmediklerini söylediler. Daha sonra gençlerin Encilus (veya Bencilüs) (7) dağındaki bir mağarada bulunduklarını haber alan Dakyanus, adamlarını da yanına alarak mağaranın önüne kadar vardı. Orada Allah’ın kendisine ve adamlarına bir korku vermesinden dolayı veya onları buraya hapsedip açlıktan ölmelerini sağlamak için içeri girmek yerine mağaranın ağzını büyük taşlar ile ördürdü.” Devam ediyor ….

Not: kaynak yer sorunundan dolayı veremiyoruz.

29 Mart 2012 Perşembe

“Arşiv Belgeleri Işığında Tarsus Tarihi ve Ashab-ı Kehf “ Kitabı ve Prof. Dr. Ahmet Akgündüz 05-

“Arşiv Belgeleri Işığında Tarsus Tarihi ve Ashab-ı Kehf “ Kitabı ve Prof. Dr. Ahmet Akgündüz 05-



Yaklaşık olarak on yedi yıl önce, Tarsus sanayi ve Ticaret Odası’nın girişimiyle 93 yıllarında Dumlupınar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof, Dr. Ahmet Akgündüz’e hazırlattığı ‘Arşiv Belgeleri Işığında Tarsus Tarihi ve Ashab-ı Kehf isimli kitabın tanıtım toplantısında konuşan, Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Kur’an-ı Kerim’deki Kehf Suresi’nde anlatılan ve yüzyıllardır nerede yaşandığına dair çeşitli rivayetlere konu olan Ashab-ı Kehf Olayının Tarsus’ta geçtiğini anlatır. ( Bu haberi kaynak olarak aldığımız Ulusal Gazetelerden Türkiye Gazetesi yayınlamıştı )..İşte bu haberi küçük sayılacak kadarı ile müdahale yapılarak 2005 Temmuz ayında Yerel Olarak yayınlanan Ashab-ı Kehf Gazetesinde yine uzun seri olarak yazı dizimiz içerisinde yer alarak yayınlamıştık. 2005 Temmuz ay’ı içerisinde yayınlanan bu bölümü o günlerde okuma fırsatı olmayan okuyucularımıza sunmuş olmakla sevinç duyuyorum.
Allah (c.c) nun bu Olayı Kuran’ı Keriminde biz inananlara sunması elbette bizlere yarayacak çok örneklerin olmasından dolayıdır. Dileğimiz ki Ashab-ı Kehf ( mağara arkadaşları) dan bizlere sunulan almamız ile çok yarar bulacağımız bu mübarek insanların Tevhid ehli olarak dağlara kaçmış olmaları, sadece Allah’a İman etmelerinden başka bir şey değildi.( Arşiv Belgeleri Işığında Tarsus Tarihi ve Ashab-ı Kehf, Kitab’bında  Ashab-ı Kehf ile ilgili bölüm bu seri yazı çalışmamızın gelecek hafta ile başlayacağız İnşaAllahu )
Ashab-ı Kehf yaranlarının Makam, mevki amacında olmadıkları, Tek olan yüce Allah’a inanmış olmaları ile Sarayda yaşarlarken Kral Dakyanus’un Zülmün den kaçmışlar. Tek Allah’a olan İmanlarından dolayı, Saraylarda yatarlarken sıcak döşeklerini terk ederek dağlara kaçan ve sonucunda Mağaraları kendilerine Mekân kılan, Yedi Genç’in hayatını her Müslümanın doyasıya okumaları ve alınacak olan ders’leri hayatlarına geçirmeleri halinde kendilerine büyük faydaları olacaktır. Sözü fazla uzatmadan Ahmed Akgündüz’ün 1993 yılı sonunda kitabın tanıtımının haberini okuyarak yetkili bir Araştırmacı bilim adamından Ashab- Kehf  ( mağara arkadaşları) yaranlarının Nerede yaşamış olduklarının belge ve bilgisine kavuşalım.
*
Ashab-ı Kehf Tarsus’un Destanıdır başlığında olan haberde, “ Uzun süren araştırmalar sonunda “Arşiv Belgeleri Işığında Tarsus Tarihi ve Eshab-ı Kehf isimli bir kitap yazan Prof. Dr: Ahmet Akgündüz, ( Heyet olarak hazırlanan kitap ta, Öğr. Gör. Yaşar Baş, Öğr. Gör. Rahmi Tekin, Arş. Gör. Osman Kaşıkçı’nın katılımları ile kitap meydana gelmişti ) 150 milyon Osmanlı arşiv belgesi ve Hadis kaynaklarına dayanarak Eshab-ı Kehf hadisesinin %90 ihtimalle Tarsus’ta yaşandığını açıkladı.
Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Tarsus Sanayi ve Ticaret Odası’nın kendisine müracaatı üzerine yaptığı araştırma sonuçlarını ve yazdığı kitabı Tarsus’ta düzenlenen bir toplantıda halka açıkladı.
Ashab-ı Kehf’in Kuran’ı Kerimde biri sureye ismini verecek kadar Önemli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Akgündüz “Bu hadise batıl karşısında Hak’kın mücadelesidir”.
Ashab-ı Kehf buradadır” iddiasında bulunulur. 33 yer olduğunu anlatan Prof Dr. Ahmet Akgündüz “Araştırmalarımız göstermiştir’ki hadise, Hıristiyanlık ve İslamiyet’in tarihi kesişme noktalarından biri olan Tarsus’un destanıdır. Kur’an-ı Kerim’de hadise mahalli olarak belirtilen Efsus ise bütün tefsirciler tarafından Tarsus olarak zikredilmiştir,” şeklinde konuştu.
Araştırmaları sırasında 150 milyon Osmanlı arşiv belgesi içinde sadece Tarsus ile ilgili en ince ayrıntılarına kadar 10 ciltlik bir ansiklopediyi dolduracak kadar belge ile karşılaştıklarını kaydeden Prof. Dr. Akgündüz, bu belgelerin içerisinde Ashâb-ı Kehf mağarasının Tarsus’ta olduğuna dair bilgiler bulunduğunu bildirdi.
Müracaat ettikleri Hadis kaynaklarının %90’ında da Eshab-ı Kehf’in yeri olarak Tarsus un gösterildiğini söyleyen Prof. Dr. Ahmet gündüz, hadiseye en çok sahip çıkan bölgelerden biri olan Afşin konusunda ise şu açıklamayı yaptı: ‘ Afşinliler, şuradadır” diyor. Fakat hadisenin geçtiği Bencilüs Dağı diye bir yere Afşin’de rastlanmıyor.
Kral Dakyanus un zulmünden kaçan 7 kişinin dağlarda dolaştıkları sırada Afşin’e uğramış olma ihtimalleri vardır. Ancak orada kalmamışlardır.
Bu sebeple Afşin’de Eshab-ı Kehf’e ait vakıflar var, makam var, Mağara ise Tarsus’ta.” Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Hıristiyanlar’ın Ashab-ı Kehf’in Efes’te olduğu yolundaki iddiaların ise tamamen çürütüldüğünü söyledi.
Efes’te zulme maruz kalan 7 Hıristiyan gencinin Miladi 150 veya 157 yılında kaçakları, halk arasında “7 uyuyanlar mağarası” olarak bilinen mağarada 250 sene uyudukları ve uyandıktan sonra şehid edilerek cesetlerinin İspanya ‘ya götürüldüğüne dair iddiaların asılsız olduğunu anlatan Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Kur’an-ı Kerim’ deki Kehf Suresinin 9-26 ayetleri arasında anlatılan hadisenin aslını ise şöyle anlattı: “Hadise Hz, İsa’dan sonra miladi  2 ’ ci yüzyılın sonunda başlamıştır.
Bizans Kralı Dakyanus ülkesini putperestlikle damgalamak üzere harekete geçip dindarların üzerinde baskı kurunca, buna direnen 7 genç Allah’ın birliği ve tevhid yolunda ısrar edip Kralı reddetmişlerdir.
Ya putperestliği kabul edecekler ya da öldürüleceklerdir. Bu 7 genç yanlarında bir köpekle birlikte dağlara çıkarlar ve uzun süre gezerler. Dönüp dolaşıp Bencilus Dağına gelirler. Dakyanus’un zulmünden kurtulmak için sığındıkları bir mağarada ibadet ederlerken uyumaya başlarlar.
Kur’ an-ı Kerim’de anlatıldığına göre 309 sene uyurlar ve Peygamberimizin doğumundan 60 -70 sene evvel miladi 480-490 yıllarında tekrar uyanırlar.
Onlar bir iki saat uyuduklarını zannetmektedirler ve karınları acıkmıştır. İçlerinden biri yiyecek almak için Bencilüs Dağı’ndan Tarsus’a inince, yüzyıllardır uyudukları anlaşılır ve bölge halkının aşırı ilgisi yüzünden zor durumda kalırlar. Bu sırada Allah, onları tekrar uyutur ve bir daha uyanmamak üzere canlarını alır.”
(1) Türkiye Gazetesi Kasım -1993

28 Mart 2012 Çarşamba

Kur’an’da Ashâb-I Kehf - Arşiv Belgeleri Işığında Ashab-ı Kehf -4-



Mağara üstten görünüşü aşağıdaki ise Mağara Girişi ...

          Mehmet Başar


“ Kur’an, İslâmın temel kaynağıdır. İslâm’da bir mesele hakkında ilk müracaat edilecek kaynak Kur’an’dır. Ancak O’nda hüküm bulunmadığı zaman diğer kaynaklara müracaat etmek gerekir. Bu nedenle Eshâb-ı Kehf gibi hem Müslümanlar hem de Hıristiyanlar için önemli bir meselede ilk olarak Kitap’a yani Kur’an’a bakmak gerekecektir. Zira O, ilahî bir kitaptır. En sağlam bilgiler O’nda bulunmaktadır. Ancak hemen belirtelim ki, Kur’an bir tarih kitabı değildir. O’nda itikâd(inanç)a, hukuka ve ahlâka ilişkin hükümler de vardır. Kur’an’da meseleler büyük-küçük, itikadı-amelî, tarihî-hukukî ayrımı yapılmadan hayati önem taşıması ve ma’rifetullahı ilgilendirmesi nazara alınarak incelenmiştir. Bunun sonucu olarak bir mesele Kur’anda yer almışsa bilinmelidir ki, o Müslümanlar için önemlidir.
Hemen belirtelim ki, Kur’an’da bir surenin ismi Ashâb-ı Kehf dir. Sadece bu bile Kur’an’da Ashâb-ı Kehf e verilen önemi belirtmesi açısından yeterlidir. Kur’an gibi en son ve mükemmel bir dinin 114 sûreden müteşekkil kitabının sûrelerinden birinin isminin Arş-ı Â’lâ’ca Ashâb-ı Kehf olarak isimlendirilmesi, şereflerin en büyüğüdür. Ayrıca Kur’an’da XVIII. sûreye bu eşhasın unvanları verilmekle kalınmamış; aynı sûre içinde konu ile ilgili bizi aydınlatacak önemli bilgilere de yer verilmiştir. Bu sûrede tam 18 ayet (9–26) Ashâb-ı Kehf e ayrılmıştır.
Önemine binaen bu ayetlerin kısaca meallerini buraya aynen alıyoruz:
9. (Rasûlüm!) Yoksa sen (sadece) Kehf ve Rakîm (1) sahiplerinin ibrete şayan olduklarını mı sandın?
10.  O yiğit gençler mağaraya sığınmışlar ve “Rabbimiz! bize kendi katından rahmet ver ve bizim için şu durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla!” demişlerdi.
11.  Bunun üzerine biz de onların kulaklarına nice yıllar perde koyduk (uykuya daldırdık).
12. Sonra da iki grubtan (Ashâb-ı Kehf ve hasımlarından) hangisinin kaldıkları müddeti daha iyi hesab edeceğini görelim diye onları uyandırdık.
13. (Şimdi) Sana onların başından geçenleri gerçek olarak anlatalım. Hakikaten onlar, Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetlerini artırdık.
14.  Onların kalplerini metin ve sağlam kıldık. O yiğitler (Kralın önünde) ayağa kalkarak dediler ki, “Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz ondan başkasına ilah demeyiz. Yoksa hakikatten ve dinden uzaklaşmış oluruz.
15.  Şu bizim kavmimiz Allahtan başka tanrılar edindiler. Bari bu tanrılar konusunda açık bir delil getirseler ya; (ama ne mümkün!). Öyleyse Allah hakkında yalan uydurandan daha zâlim var mı?
16. (İçlerinden biri şöyle demişti:) “Madem ki siz, onlardan ve onların Allah’ın dışında tapmakta oldukları varlıklardan uzaklaştınız, o halde mağaraya sığının ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve işinizde sizin için fayda ve kolaylık sağlasın.”
17. (Rasûlüm! Orada bulunsaydın) Güneşi, doğduğu zaman mağaranın sağına meyleder; batarken de sol taraftan onlara isabet etmeden geçer görürdün. Böylece onlar (güneş ışığından rahatsız olmaksızın) mağaranın bir köşesinde uyurlardı. İşte bu Allah’ın mucizelerindendir. Allah kime hidayet ederse, işte o hakka ulaşmıştır; kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek bir dost bulamazsın.
18. Kendileri uykuda oldukları halde, sen onları uyanık sanırdın. Onları (yanları incinmesi diye) sağa sola çevirirdik. Köpekleri de mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmış yatmaktaydı. Eğer onları görseydin (heybetlerinden dolayı) dönüp kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı.
19. Sonra da biz aralarında kendi hallerini birbirlerine sormaları için onları uyandırdık. İçlerinden biri “ne kadar yata kaldınız?” dedi. (Kimi) “Bir gün ya da günün bir bölümü kadar yata kaldık” dediler; (Kimi de) Şöyle dediler: “Rabbiniz kaldığınız müddeti daha iyi bilir.” Şimdi siz, içinizden birini şu gümüş para ile şehre (Tarsus’a) gönderin de baksın, şehrin hangi yiyeceği daha temiz ise ondan erzak getirsin; ayrıca, temkinli davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin.
20. Çünkü onlar eğer size muttali olurlarsa, ya sizi taşlayarak öldürürler ya da kendi dinlerine çevirirler ki, bu takdirde ebediyyen kurtulamazsınız.
21.  Böylece (insanları) onlardan haberdar ettik ki, Allah’ın (öldükten sonra tekrar dirilteceğine dair) va’dinin hak olduğunu kesinlikle bilsinler. Hani onlar aralarında Ashâb-ı Kehf’in durumunu tartışıyorlardı. Dediler ki, üzerlerine bir bina yapın. Çünkü Rableri onları daha iyi bilir. Onların durumuna vâkıf olanlar ise, “bizler kesinlikle onların yanı başlarına bir mescit yapacağız” dediler.
22. (İnsanların kimi:) “Onlar üç kişidir, dördüncüleri de köpekleridir.” diyecekler; yine bir kısmı “beş kişidir, altıncıları köpekleridir, “diyecekler. (Bunlar), bilinmeyen bir şey hakkında tahmin yürütmektir. (Kimileri de) “Onlar yedi kişidir, sekizincisi köpekleridir” derler. De ki : “Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir.”. Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır. Öyleyse Ashâb-ı Kehf hakkında, delillerin açık olması hali haricinde bir münakaşaya girişme ve onlar hakkında (ileri-geri konuşan) kimselerin hiç birinden malumat isteme!
23–24. Allah’ın dilemesine bağlamadıkça (İnşaallah demedikçe) hiçbir şey için “bunu yarın yapacağım ” deme! Bunu unuttuğun takdirde Allah’ı an ve “umarım Rabbim beni doğruya bundan daha yakın olan bir yola iletir” de.
25. Onlar mağaralarında üçyüz yıl kaldılar ve buna dokuz yıl daha ilâve ettiler (Yani üçyüz dokuz yıl: Güneş takvimine göre üçyüz yıl, ay takvimine göre üçyüz dokuz yıl kaldılar). (2)
26.  De ki : “Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir”. Göklerin ve yerin gizli bilgisi ona aittir. O, öyle görür öyle işitir ki! Onlara (göklerde ve yerlerde olanlara) O’ndan başka velayet eden yoktur. O, kimseyi hükmüne ortak da etmez.” (3)
Görüldüğü üzere, konu ile ilgili ayetler kendi bütünlüğü ve anlayışı içinde yeterli bilgi vermektedir. İslâmın birinci kaynağı olan Kur’an’da aslında bu kadar teferruatlı bir şekilde işlenen çok az konu bulunmaktadır. İnceleme konumuzun sınırlarını aştığı için, bu konuya neden bu kadar yer verildiği üzerinde duracak değiliz. Ancak şunu belirtelim ki, samimi olarak kendisine inanan ve ondan yardım isteyenleri Allah yolda koymaz. Ayrıca bu olay, öldükten sonra insanların diriltileceğine de güzel bir misal teşkil etmektedir. “
*
Yayına koyduğumuz Arşiv Belgeleri Işığında Ashab-ı Kehf başlıklı çalışmayı hazırlayanları daha öncesi tanıttığımız için her bölümde zikretmiyoruz. Ayrıca gerekli gördüğümüz bölümlerde kendimizin de bazı yorumlar ilave ediyoruz. Bundan dolayı Yazarlara ait olmayan şahsımdan eklenenler asıl kaynaktan olmadığı bilinmelidir.

You need to log in to vote
The blog owner requires users to be logged in to be able to vote for this post.
Alternatively, if you do not have an account yet you can create one here.
Powered by Vote It Up

27 Mart 2012 Salı

KUR’AN’DA ASHÂB-I KEHF…Arşiv Belgeleri Işığında Ashab-ı Kehf:........

Arşiv Belgeleri Işığında Ashab-ı Kehf: İslâm’da Ashâb-ı Kehf–3

 
 



1- GENEL OLARAK

“ Bilindiği üzere İslâm, Yüce Yaratı’cının insanlığın dünya ve ahiret saadeti için gönderdiği ve mensubu bulunduğumuz dinin adıdır. Din, insanların hem dünya hem de ahiret işlerini düzenler. Allah’ın ilminin sonsuz olduğunu söylemeye bile gerek yoktur. Özellikle insanlar tarafından bilinmesi mümkün olmayan gayb ilminin yegâne kaynağı İlâhî beyanlardır. İlahi beyan ile yani Kur’an ayetleriyle meselenin incelenişine geçmeden önce “Ashab-ı Kehf kavramı üzerinde kısaca durmak istiyoruz.
Ashab, Arapça bir kelime olup, sahip kelimesinin çoğuludur. Sahip, dost, arkadaş, yâran manalarına gelmektedir. Buna göre Ashab, dostlar, yaranlar, arkadaşlar anlamına gelmektedir. Kehf ise, dağlarda oyulmuş ev gibi yerlere denmektedir. Genellikle bunu ifade için mağara kelimesi kullanılır. Küçüğüne Gâr, büyüğüne de Kehf denir. Bu kelimenin Türkçe karşılığı ise, İn’dir. Şu halde Ashâb-ı Kehf kelime olarak, Mağara Dostları, Mağara Arkadaşları, Mağara Yârânı anlamlarına gelmektedir. ( Mağaranın Küçük olanına GAR, Büyük olanına ise KEHF MAĞARA anlamı olarak bilinmektedir ).
Kavram olarak ise, zamanın hükümdarının zulmünden kaçarak bir mağaraya sığınıp, orada 309 yıl uyuyan, uyandıktan sonra da tekrar vefat eden ve Kur’an’da bahsi geçen gençleri ve birde köpekleri Kıtmîr’i ifade etmektedir. Biz konuyu incelerken Türkçeleştirmeye gerek görmeden Ashâb-ı Kehf kavramını kullanacağız. Zira herkes tarafından bu kavram kullanılmakta ve maksad anlaşılmaktadır.

KUR’AN’DA ASHÂB-I KEHF…

Kur’an, İslâm’ın temel kaynağıdır. İslâm’da bir mesele hakkında ilk müracaat edilecek kaynak Kur’an’dır. Ancak O’nda hüküm bulunmadığı zaman diğer kaynaklara müracaat etmek gerekir. Bu nedenle Ashâb-ı Kehf gibi hem Müslümanlar hem de Hıristiyanlar için önemli bir meselede ilk olarak Kitap’a yani Kur’an’a bakmak gerekecektir. Zira O, ilahî bir kitaptır. En sağlam bilgiler O’nda bulunmaktadır. Ancak hemen belirtelim ki, Kur’an bir tarih kitabı değildir. O’nda itikâd (inanç)a, hukuka ve ahlâka ilişkin hükümler de vardır. Kur’an’da meseleler büyük-küçük, itikadı-amelî, tarihî-hukukî ayrımı yapılmadan hayati önem taşıması ve ma’rifetullahı ilgilendirmesi nazara alınarak incelenmiştir. Bunun sonucu olarak bir mesele Kur’anda yer almışsa bilinmelidir ki, o Müslümanlar için önemlidir.
Hemen belirtelim ki, Kur’an’da bir surenin ismi Ashâb-ı Kehf dir. Sadece bu bile Kur’an’da Ashâb-ı Kehf e verilen önemi belirtmesi açısından yeterlidir. Kur’an gibi en son ve mükemmel bir dinin 114 sureden müteşekkil kitabının surelerinden birinin isminin Arş-ı Â’lâ’ca Ashâb-ı Kehf olarak isimlendirilmesi, şereflerin en büyüğüdür. Ayrıca Kur’an’da XVIII. sûreye bu eşhasın unvanları verilmekle kalınmamış; aynı sûre içinde konu ile ilgili bizi aydınlatacak önemli bilgilere de yer verilmiştir. Bu sûrede tam 18 ayet (9–26) Ashâb-ı Kehf e ayrılmıştır.”
*
Konumuz dağılmadan 2004 – 2005 tarihi arasında Ashab-ı Kehf nerede üzerine Maraş Afşin Ashab-ı  Kehf Külliyesi Koruma ve Yaşatma Derneği tarafından yer tescili ile ilgili yargıya taşınmıştı. DAVANIN  KONUSU: “ Tarihsel kaynakların belirttiği şekilde  “Afşin Ashab- Kehf Mağarası’na  güneşin doğarken ve batarken girdiği konum” mağaranın gerçek yerini tespit bakımından herkesin üzerinde ittifak ettiği bir husustur. Bu nedenle güneş doğarken ve batarken güneşin mağaraya nasıl düştüğü hususunun bilimsel olarak tespit edilmesi gerekmektedir. “ talebi ile Mahkemece tescil edilmesi için 13.08.2004 tarihinde Afşin Sulh  Hukuk Mahkemesi’ne açılan dava üzerine yayılan haber ile Tarsus Belediye si olaya duyarlı davranılarak hazırlanan bir heyet olarak, Afşin sulh hukuk mahkemesine müdahil olarak katılmaya gidilmişti ( Ashab-ı Kehf Nerede Başlığında ilk beş yazı serimizde konu kısada olsa anlatıldığı için bu kısmı geçiyoruz.)
Afşin’in olayı mahkemeye taşıması ile duruşmaya müdahil olarak katılanlardan Abdurrezak Öz hocamızdan ilk beş sayısında yayınlanan bölümü 27-Haziran–2005 tarihinde Tarsus Ashab-ı Kehf gazetesinde haftalık olarak yayınlamıştık.
Bu yazı serimiz öncesi ve sonrasında aldığımız bilgi ve belgeler vede Afşin’de Ashab-ı Kehf mağarası diye iddia edilen yerin Resimleri tetkik edilerek muhtelif değerlendirme yazı yorumlarımızda yayınlanmıştı.
*
Eski Müftülerden Tarsus lu Hüseyin ÂŞIK hoca’nın olaya duyarlı davranmış ve konu üzerine ilgilenmişler. Bizim seri yazımız öncesi ve sonrasında söylemlere ve belgelere vede resimlere bakarak yaptığımız tespite Afşin’de Mağara diye birşeyin olmadığı, YAMAÇTA İKİ KİŞİ GİRECEK KADAR YER DAHİ OLMADIĞI ortaya çıkmış ve yazı yorumumuz içerisinde belirtmemizden dolayı Emekli Müftü Hüseyin ÂŞIK hoca efendi okumuş ve bizi buldu ve tespitimizi onayladı. Hoca efendi İstanbul İslam enstitüsü mezunu dur. Hoca efendi Yüksek Okulu okuduğu sıralarda hocasının teklifi ile Ashab-ı Kehf isminde tez hazırlamışlar daha sonrasında bu tez kitaplaşarak yayınlanmıştı.
Hüseyin Âşık hoca ile tanışıp görüşmemiz sonrası. 2006 Haziran ayı içerisinde GİZLİCE kendisini tanıtmadan Afşin’e giderek mevcut yeri bizzat incelemiş ve geldiğinde tespitlerini çizdiği KROKİ ler ile anlattı.
Bu arada şunu da belirtelim, geçtiğimiz haziran ay’ı içerisinde hoca efendiyi verdiği telefonundan aradım ama ulaşamadım, daha sonra aradığımda ise Telefona Eşi çıktı Hoca efendiyi sorduğumda Vefat ettiği, Tarsus ta bulunan köyüne cenazesi getirilerek defnedilmiş. Fakat bizim haberimiz olduğunda DÖRT AY zaman geçmişti, hoca efendi 2010-Şubat ayı içerisinde ikamet ettiği İstanbul’da vefat etmişti. Allah (c.c) bol bol rahmet etsin İnşaallah.
Emekli Müftü Hüseyin Âşık hoca Ashab-ı Kehf delisi idi adeta, defalarca telefon ve yazışma ile Afşin Ashab-ı  Kehf Külliyesi Koruma ve Yaşatma Derneği yöneticileri ile yer üzerine tartışma yapmışlar. Hüseyin Âşık hoca efendinin tespitinde de yukarıda anlatıldığı gibi bu yerin Kehf (MAĞARA) olmadığı bizzat görerek anlatılmıştı.
Arşiv Belgeleri Işığında Ashab-ı Kehf  yazı serimiz devam edecektir İnşaallah….